Parsel Parsel Eylemişler Somyayı!

Parsel Parsel Eylemişler Somyayı!

654

‘İki küflü yaydan başka nem kaldı!’ dediğimiz günlerdeyiz. Evvelâ iğne oyaları kalktı galiba odalarımızdan. Yoksa dallı güllü perdelerimiz mi? Yer sofraları mı, kanaviçeler mi? Ne fark eder. Tek tek terk ettiler ya bizi.

İskeletler, goblinler, minyonlarla sanal âlemde ‘dostluk savaşı’ yapan çocukların baba/annesi, çember çeviren, kızakla kayan, sokakta ‘hayatı’ yaşayan ebeveynin kızı/oğluyuz. Devrim, değişim, dönüşüm adına ne varsa şahitlik etmiş kadar yorgun, gelenek, görenek, âdet adına ne varsa hepsinin son hamalıyız. Evet, şuurlu bir şekilde ‘son’ olduğu iddiasındayız. Zira ebeveynimizin keyif aldıkları, çocuklarımız için tarihî birer ‘nesne’ olmaktan öte geçemiyor ve geçeceğe de benzemiyor.

Arasında kalmaktan bîzar olduğumuz iki neslin irtibat ve iltisakını sağlamak yükü hamallığımızı katmerli hâle getirirken, bizlerin hayatı hangisine ait, nereye intisaplı, ne şekil intizamlı bilemiyoruz. Evet, bir çile çekiyoruz belki. Belki dert sahibiyiz. Peki, hangisine mensubiyet, aidiyet, sıhriyet hissediyoruz?

Hayatımız evlatlarımızın daha iyiyi, en doğruyu, en mükemmeli elde etmesi için gayretle yarılanırken, geçmişimize, inancımıza, kimliğimiz kabul ettiklerimize karşı mahcubiyetimiz neden?

Hamlık hâli mi üzerimizdeki, ölü toprağı mı yahut ‘adaptasyon sorunu’ mu? Mezun olduğumuz okullara güzellemeler yaparken, çocuklarımızı o okullardan uzak tutma hassasiyetimiz var mı yok mu? Varsa neden?

Kullandığımız dil yaşadığımız hayatın mecburiyeti mi, kendimizi dahil olmak zorunda hissettiğimiz geleceğin bir gerçeği mi? İnandığımız din atalardan bize intikal eden, arı duru bir inanç sistemi mi, yoksa günün şartlarına göre anlamlandırdığımız manevi tatmin boyutundan öte mânâ taşımayan teslimiyet yumağı mı?

Sualleri çoğaltmak ve işi içinden çıkılmaz hâle getirmek de neslimize ait (veya kucağına bırakılmış) bir hastalık mı? Üşüyoruz dediğimizde çiçek hastalığı taşıyan bu battaniyeleri bize kim dağıttı? Vahşi batıyı her pazar sabahı evlerimize kim soktu? Kız kaçıran, çatapat, mantar tabancası nesli ne düşünüyor?

‘Sorularını da al git!’ diyecekleri ikaz ediyoruz! Sorunları daha görmediniz! Emin adımlarla, yenile yenile gelen bir zafer mi acaba torunlarınız? Hiç bize bakmayın! Elimizde iki küflü yay, somyalarda büyüyen çocuklarınızız. Ne size yabancı, ne torunlarınıza ırağız. Dert şu ki biz ne bu hayatız, ne gelecek olan! Varsa yoksa âraf varsa yoksa bîtaraf… Yazık bize… Somyamızdan olduğumuzla kalıyoruz!