Rakip Bize Kılavuzdur

Rakip Bize Kılavuzdur

Yâr için ağyâr ile merdâne cenk etsem gerek
İt gibi murdar rakîb ölmezse yâr elden gider
Avnî

Yine bir beyitle açtık sözü.

Sanat verimli mi verimli bir topraktır. Bu toprakta yetişen en güzel ve en nadide çiçek şiirdir.
Divan şiiri ise bu çiçek türün en güzel kokanı, göze en hoş gelenidir. Bu güzelliğini ise kendini sulayan sakîlerine, yani şairlerine ve onların sayesinde büründüğü tesettürüne borçludur elbet. Mazmunlar edebiyatıdır Divan şiiri. Yani zımnında, karnında bir şeyler taşır.

Mânâ, şairin karnında gizlidir. Bu giz, şiiri zirveye taşır. Şiir ne kadar tesettüre girdiyse o kadar kıymetli olur. Aksi hâlde şiir, üryan bir hatun gibi edepsiz addedilip kovulacaktır.
Tabiri caizse, şiirin namusunu koruyan bu mazmunlardan biri de rakîb (ağyâr) kelimesidir. Sevgiliyi gözleyen, şairin sevgiliye ulaşmasını engelleyen, sevgili dışındaki herkestir rakîb.
Sizin sevgili makamına kimi koyduğunuz belirleyecektir rakibi. Rakîb; kimi zaman nefs,kimi zaman şeytan, kimi zaman sevgiliye göz diken başka bir âşıktır. Sözün başında konuk ettiğimiz beyit, Avnî mahlasıyla yazan Fatih Sultan Mehmed Han’a aittir. Avnî: “Sevgilim için rakibimle mücadele edip onu yenmezsem sevgilim elden gider” diyor.

Divan şairlerimiz rakîb ile epey uğraşmışlar. Bizim görevimiz ise bunların kalemimiz döndüğünce nesilden nesile aktarılmasını sağlamaktır. SanatÂlemi’nde bu minvaldeki yazılarla başlayabiliriz diye düşünüyorum.

Künc-i mihnette rakîbâ bizi tenhâ sanma
Yâr ger sende yatursa elemi bende yatur
Bağdatlı Rûhî

Yani diyor ki Rûhî Bey Amca: “Mihnet, gam, keder köşesinde yalnızım sanma ey rakîb, her ne kadar sevgilim seninle yatıyor olsa da elemi benimledir.” Ve unutmayalım ki aşk, elemden, kederden ibarettir.

Hâk-i pâyın olduğum gördü dedi kâfir rakîb
Taş ile başını döğüp ”yâ leyteni küntü türâb”
Sezayi-i Gülşenî

Burada Sezayi-i Gülşenî hazretlerinin muhteşem bir beyiti çarpıyor bizi. “Sevgilinin ayağında toprak olduğumu görünce o kâfir rakîb, taşla başını dövüp ‘keşke ben de toprak olsaydım’ dedi.” Bilenler ne büyük haz alır bu beyitten ”yâ leyteni küntü türâb” ifadesinin ayet olduğunu…

Cemâlin safhasın açma rakîbe,
Önünde kâfirin Kur’an yakışmaz.
Ahmet Paşa

Rakîbi hep hor görmüş bizim sâkîlerimiz. Ahmet Paşa diyor ki: “Yüzünü kâfir rakibe gösterme. Zira kâfirin önünde Kur’an yakışmaz.” Sevgilinin yüzü Kur’an sayfasına benzetilmiş, rakîb ise doğrudan tekfir edilmiş.

Yerden yere vurduklarını çoğu zaman da öldürür şairlerimiz. Bakın nükteli bir şekilde nasıl anlatıyor Sâbit, rakibin ölümünü:

Meydâne geldi na’ş-ı rakîb-i nemîme-sâz
Kıldım huzûr-ı kalb ile ömrümde bir namâz

Yine Türkçeden Türkçeye tercümeye başvuracak olursak: “O alçak rakibin cenazesi geldi meydana namaz için. Bu hayatta bana huzurlu bir şekilde namaz kıldın mı diye sorsalar, işte rakibimin bu cenaze namazını söylerim.” Allah, kimseyi bir şairin diline düşürmesin…
Necatî Bey gibi kendini öldürenler de olmuştur:

Çünki yâr ağyâr ile dem-sâzdır
Bana günde bin kez ölmek azdır

“Sevgili rakîb (ağyâr) ile sırdaş, arkadaş olmuş ve her an onunladır. O hâlde bana her gün bin kere ölmek dahi azdır” diyen bir sâkîdir Necatî Bey.

Velhasılıkelam rakîb bir aşığın olmazsa olmazıdır. İnsanın aşkına aşk katar, ona şevk verir. Bununla beraber her insan kendi rakibini kendi belirler ve her insan rakibi nispetince büyüktür. Sen hedefe aşk-ı ilahîyi koyduysan rakîbin nefstir, şeytandır. Bir gül ise murâdın, rakîbin dikendir. Yüzüne bakmaya doyamadığın bir güzelse sevdiğin, rakîbin de senin gibi etten kemikten bir insandır.

Sözün en başında Avnî’nin dediği gibi her vakit mücadele gerek. Eğer rakibin ile mücadele etmezsen sevdiğin elden gidecek. O hâlde tez zamanda kararını ver ve rakibini seç. Mücadelen başlasın.

Peki ya rakîbin yoksa? O zaman sen de yoksun, aşkın da yok. Rakîb aşkı alevlendirir. Rakîb, mâşuka ulaşımı engelleyerek aşkın hakiki hüviyetine bürünmesini sağlar. Rakîb, aşığın kabiliyetini körükleyendir.

Ne diyordu üstad Necip Fazıl:

Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın…