Saadettin Ökten: “İnsan varlığı sonsuzluğa sanatla uzanabilir”

Saadettin Ökten: “İnsan varlığı sonsuzluğa sanatla uzanabilir”

Söyleşiyi Gerçekleştiren: Müge Aydın

Bir İstanbul beyefendisi var karşımızda…

Duruşu, bakışı, sesi bir bütünlük içinde tesir ediyor bünyenize.

“Medeniyet” derken bir hayat kültürünü anlatıyor sadelikle, özenle.

Dünden bugüne paylaştığı birikimleri kadar hâli de etki ediyor dinleyenlerine.

Sabır ve sevgiyle yaklaşıyor çevresindeki gençlere, yakınındaki öğrencilerine.

Prof. Dr. Sadettin Ökten’in, “Yeni Bir Medeniyet Yorumuna Doğru” konulu sohbetindeyiz… Toplantının ardından yanına ilişip biraz da mahcup, söyleşi isteğinde bulunuyoruz. Nezaketle kabul ediyor. Bir usta, sanatalemi.net için sorularımızı cevaplıyor.

Efendim, Beyazıt’ta ve Kanlıca’da geçen çocukluğunuza baktığınızda, şehir ve toplum yapısı yenilenirken neleri yitirdik?  Yeniyi isterken, elimizdekileri nasıl yitirdik?

Çocukluğumda yaşadığım İstanbul siyaseten sona ermiş olan lakin kültürel bakımdan devam eden özgün bir medeniyet yorumunun (İslam medeniyetinin Osmanlı yorumu) bakımsız kalmış, yoksul bir tür mekânsal izdüşümü idi. Ülke moderniteyle tanışınca ve bu tanıklık halka intikal edince, modernist medeniyet yorumunun karikatür niteliğindeki uygulamaları İstanbul mekânında görünmeye başlandı. Şehir coğrafyası sınırlı olduğu için bu karikatür uygulamalar bir önceki özgün fakat bakımsız kalmış mekânsal kurgunun yerini aldı. Bu olgudaki gerekçe ise bakımsızlık ve harâbiyet ile ortaya çıkan yanlış bir algı olarak çağdışılık idi. Bugün ben moderniteyi kendimiz üretmediğimiz için onun ancak karikatürünün üretilebildiği bir İstanbul’da yaşıyorum.

Medeniyet tasavvurunun hayata ve şehir kültürüne yansımalarını ele alıyorsunuz. Mekân bütünlüğünü anlatırken, hayat bütünlüğü ile inanç bütünlüğü arasında bağ kuruyorsunuz. Bu bağ üzerine konuşabilir miyiz?

İnsanoğlu dış dünyada yaptığı eylemler ile var olur ve algılanır. Bu eylemlerin pek az bir kısmı içgüdüsel etkenlerden oluşur. Kimliği oluşturan büyük bir kısmı ise düşünce ürünüdür. Biz insan olarak herhangi bir olay karşısında düşünür, karar verir ve uygularız. Düşüncemiz ve kararımız öteki tarafından bilinmez. Eylemimiz görülür ve bilinir. Medeniyet tasavvuru bizim düşüncemizi ve kararımızı tanımlayan ve biçimlendiren temel değerleri içerir. Medeniyet tasavvuruna sahip olan bir insan eylemlerinde de bu tasavvurun bütüncüllüğünü gösterecektir. Ancak medeniyet tasavvuru iç âlemimize ait ideal bir ortamdır. Eylemler ise reel ortama ait olmalıdır. İdeal ve reel arasında her zaman bir fark bulunması gayet tabiidir.

“İslam’a göre yaşayan insan için hayat bir sanat. Coşku içinde yaşarsanız, hizmete dönük, şevkle, zevkle, tam İslami bir hayattır.” diyorsunuz.  Peki, biz hayatta ne aradık, hayattan ne anladık?

Bu husus ferdin inandığı değerlere bağlı olarak beliren bir hayat tarzı ile ortaya çıkar. Modernitenin değerlerine inanıyorsanız. Bilfarz XIX. yüzyılın ikinci yarısında batı dünyasında yaşıyorsanız büyük bir coşku ve özgüven içinde yaşarsınız. Eğer aynı değerlere inandığınız halde ve yine aynı ortamda değişik bir zamanda mesela XX. Yüzyılın ikinci yarısında yaşamışsanız bu coşku ve özgüven yerini bunalıma bırakmıştır. Çünkü modernitenin kurguladığı hayat tümüyle rasyonel yani beşeridir. Bir önceki dönemde her şey toz pembe ve vaatler bir bir gerçekleşirken bir sonraki dönemde insanlığın büyük bir tatminsizliğe düştüğü bir gerçekliktir. İnsan eğer aşkın bir âlemden gelen habere inanmışsa dünyanın ve hayatın getirdiği mutlu ve mutsuz devreleri kaderin cilveleri olarak görür ve rasyonalin ötesinde bir başka âlemin ona sunduğu, mesela, tevekkül kavramıyla rasyonel insanın büyük bir buhran olarak gördüklerini denizin üzerindeki küçücük dalgacıklar olarak algılar. Hayatın getirdikleri aynıdır ama rasyonel insan ile aşkın âleme inanan insan arasındaki algı farkı pek büyüktür.

Babanız Celalettin Ökten’in sanat ile ilgili olduğunu, dini bilgileri de hayatın içinde yedirerek verdiğini anlatıyorsunuz. Nesilden nesile bir kültür aktarımı söz konusu… Bu bağlamda, geleneğin hayatımızdaki yeri üzerine konuşabilir miyiz?

Birey olarak gelenek benim için çok önemlidir. Bendeniz merhum pederin muhitinden hem akli yaklaşımları hem de duygusal coşkuları aldığımı düşünüyorum. Ancak benim için önemli olan her çağın kendi geleneğini üretebilmesi gerçeğidir. Biz bu çağda yaşayan insanlar olarak geleneğin devamıyız ama yapısı değiliz. Yapabildimse bunu yapmaya çalışıyorum.

“Fincanımızla kola içiyoruz. Fincanımız kırılmadı ama içi boşaldı.” diyorsunuz. Efendim, asırlık kahvemize ne oldu?

Asırlık kahvemiz bir süreliğine yerini filtre kahveye bıraktı. Burada kahve bir metafordur. Mühim olan kahve vesilesiyle muhabbettir. Filtre veya geleneksel kahve… Bizim aradığımız bunlar değil; “muhabbet” olmalıdır. Eski bir beyitte söylendiği gibi; “gönül ne kahve ister ve kahvehane, gönül ahbap ister kahve bahane.” Buradaki kilit kelime; ahbaptır, yani sevilen demek.

Tüketim toplumu olduk. Ne olduysa tükettikçe tükettik… Yeniden kalbe dönüp kanaatkâr olabilir miyiz?

Tek bir cevap, inşallah. Kendimiz kalarak devam etmek istiyorsak kanaat kavramını bu çağın şartlarına uyarak ve bu çağın şatlarını kendimiz tanımlayarak yeniden yorumlamak mecburiyetindeyiz. Modernist insan, tüketerek mutlu olduğunu zannediyor. Tüketmek, nefsin doymaz iştihasıdır. Kalbin ise şifaya ihtiyacı vardır. Tüketimden muhabbete geçebilirsek yeniden varoluşumuzun mutluluğunu tadacağız.

Efendim, mûsıkîyi seviyor, tambur ile meşk ediyorsunuz. Şiire özel ilgi duyuyorsunuz. Sanatın hayatınızdaki yeri nedir?

İnsan varlığı zihinsel ve duygusal boyutları ile bir bütündür. Zihin bize sınırlı bir dünyanın bilgisini veya tasvirini verirken ve bizi zorunlu olarak mantıksal bir çerçeve içerisinde tutarken, sanat sınırsızlığa açılan ve bizi lojikin çerçevesinden kurtaran bir lütuftur. İnsan varlığı sonsuzluğa sanatla uzanabilir ve hepimizin sonsuzluğun doyumsuz pınarından şifayâb olmaya ihtiyacı vardır; özellikle çağımızdaki had bilmez kapitalist fırtınanın estiği günlerde.

“Aşk gelicek, cümle eksikler biter!” der Yunus Emre. Efendim, aşk nelere kâdir?

Her şeye… Beşerin eksiği bitmez. Bunların hepsi maddi eksiklerdir. Aşk geldiği zaman o ilahi nur öyle güçlüdür ki insan varlığı hiçbir eksiği görmez. Manevi eksiklerini de fark etmez. Çünkü aşk ile sarhoş bir vaziyettedir.

“Biz ümidin çocuklarıyız diyorsunuz.” Peki, yeni nesil için ümitvar mısınız?

Hem de nasıl…

Efendim, yoğun programınıza rağmen bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.