Şair Sözü Elbet Talandır, Aldanma…

Şair Sözü Elbet Talandır, Aldanma…

513

Meşreben şairlere büyük hürmetimiz varsa da itikadımız o ki şair talancıdır! Her şair biraz Cengiz Han, biraz Sezar, biraz Kanlı Mary, Kazıklı Voyvoda, Korkunç İvan, Kösem Sultandır. Elinde teberi, kılıncı, gürzü… Çevresinde kölemenleri, fedaileri, cellatları… Sözle, hikmetle, ahenkle avlar… Dünyayı başına yıkar, hevesini kursağında bırakır, aşını zehir eder! Muhatabının ciğerini söker, kalbini dişler, derisini yüzer! Merhameti yoktur şairin! Acıması, tereddütü, sakınması yoktur! En sona söylenecek lafı en başta söyler bazen… Bazen sırrı fâş eder. Kimi üstünü toprakla örter maktûlün, kimi ayağına taş bağlar denize atar.

Şair ruha düşmandır! Ondurmaz. Biz ne kadar söylesek de kimsecikler talanı şairlere kondurmaz. Fuzûlî, şairin ‘yalancı’ olduğunu, sözünün bühtan olduğundan hareketle söyler. Lakin talancı olduğundan zerre miskal bahsetmez.

‘Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefa var
Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.’

Demek bu vazife bunca asırdır bizi beklemekteydi. Hamd olsun bugün vazifemizi ifa ediyor, zalim şairlerin foyasını meydana çıkarıyoruz! İnsanların şairlere ve şiire düşkünlüğü ‘stockholm sendromu’ ile açıklanabilir ancak! Aksi mümkün değil! Kişi kendisini bunalımdan bunalıma sürükleyen, ruhunu mısra zindanlarında çürüten, kurtulmaya imkân olmayan prangaları gönlüne vuran bu sözünü kan bürümüş taifeye başka hangi saikle hayran olabilir? Hiç!

Tarih boyunca türlü iltifatlara, medh ü senâlara, lüzumsuz övgülere mazhar olan şairlere haddi artık bildirilmelidir. Dünyanın en masum insanları kabul edilmeleri tam bir cinnet halidir! Oysa ‘Hân-ı Yağma’ yazıcısı bir şair değil midir? Gayet aşikâr ki Tevfik Fikret talanı meth eder!

Şairler yaptıkları işi kitaba uydurmak için her seferinde yeniden ciltler dolusu yazmayı göze alacak kadar kindar adamlardır. Gıdım gıdım zerkederler zehirlerini. Kanaatimizce felsefiyyundan kat be kat tehlikelidirler! Biri aklı rehber edinip insanlığın aklını alırken, diğeri gönlü esir edip köşkünü yağma etmek suretiyle posasını çıkarmaktadır. Âdem atamızdan beri meçhul sevgiliye yazılan onca beyti başka neyle izah edebiliriz ki? Aşk denen belayı kimler sarmıştır insanlığın başına? Destanını kimler söylemiştir? Gönlü baştan çıkaran şair-yazar kimdir?

Evet yazdıklarımızın uyanıkken gördüğümüz rüya ve mahmurlukla alakası olabilir. Bu başka bir bahsin konusu. Şairlerin insanlığı nasıl ifsad ettiklerine bir örnekle mevzuu şimdilik kaydıyla kapayalım. Turgut Uyar’ın bize uyduğu gecenin ‘bir gün sabah sabah’ında uykumuz olaysız dağılırken aklımıza şu mısralar gelir;

‘Saçların dağınıktır, mahmursundur.
Kim bilir ne güzel görünürsün sevgilim’

Ve kahrolsun uyduramayanlar, aşkı kitabına…