Şehirde Bir Kardelen: “Bereketlim”

Şehirde Bir Kardelen: “Bereketlim”

Özden Gülen

Serin bir akşamüstü şehrin bulvarında yürüyorum. Dar sokakları, ahşap cumbalı evleri ve köşebaşlarındaki minik taş mescitleri ile şehrin kalbinde gezinmeyi seven gönlüm bu kez farklı bir arayışta. Yeşil Bursa’nın İzmir yolu istikametinde gelişen modern yapıları ve geniş caddeleriyle yeni yüzünü keşfe çıkmışım. Aslında sağlı sollu yeni kuşak binaların, “cafe”lerin, marketlerin, “restaurant”ların sıralandığı bulvarda aradığım bir toprak kokusu, bir dağ serinliği, belki kır çiçeği, belki de kardelen. Aslında bereketli topraklardan gelen birşeyler buralara uğramış mı, meraktayım.

Neyin peşindeyim biliyorum da beni neyin beklediğini ancak kapıya dayandığımda idrak ediyorum. Bir tavsiye ve haber ile yollarına düştüğüm “Bereketlim” tabelasını Akuğur marketin karşısındaki sokağa girdiğimde, küçük parktaki ağaçların arkasında görüyorum. Yağmur ha yağdı ha yağacak, adımlarımı sıklaştırıp kapıya ulaşıyorum. Büyük camlı kapıdan girdiğimde dış dünya ile bağlantım kopuyor. Önümde geleneksel motiflerin, ustalığın, el sanatlarının, ince işçiliğin kuşattığı bir mekân bütün sıcaklığı ile hoş geldin diyor. Gülümseyen bir yüz ve ses tekrarlıyor, “Hoş geldiniz ”. “Sermin Hanım ile görüşecektim” diyorum. Biraz beklemem için ilerideki sedire buyur ediyorlar, oturuyorum. Bekleyebilirim hiç sorun yok. Zira etrafı seyretmeye doyamıyorum. Girişin sağ tarafındaki alan oturma grupları için ayrılmış. Ancak ne masalar var ne de koltuklar. İki bölüme ayrılmış ve her birinin dört tarafı boydan boya sedir yapılmış. Rahatlıkla 15-20 kişinin sığabileceği bölümlerde dörder bakır sini, ortada kocaman pirinç mangallar, pencerelerde mor çiçek nakışlı, dantelli perdeler… Mutfak kısmını ayıran dolaplar ve duvarladaki raflar geleneksel ahşap işçiliğinin zarif örneklerinden. Girişin sol tarafı galeri şeklinde düzenlenmiş. Aynı ahşap dolaplar içlerinde büyük itina ile yerleştirilmiş çeşit çeşit ürünler ile dolu. Oturduğum yerden görebildiğim; reçeller, şerbetler, zeytinyağları, salçalar…

Bu sırada karşıdaki kapı açılıyor ve içeriden çıkan hanımlar ile selamlaşıyorum. Hepsi başlarında nakışlı dantelli örtüleriyle özel kıyafetleri içinde… Bir taraftan tanışıp muhabbet ediyoruz, bir taraftan da onları bir arada bulmuşken fotoğraf alıyorum. Sermin Hanımın daveti üzerine odaya geçiyoruz. Önümüzdeki bakır sinide bir acı kahve, başlıyoruz sohbete. Bu mekânı böyle zevkle, bereketle donatan nedir dinliyoruz.

Bereketlim, Bursa Üreten Kadın Dernekleri Federasyonu’nun kırsal kalkınma modeli olarak geliştirdikleri projeler kapsamında hayata geçirilmiş Doğal Ürün Satış Merkezi. Ancak, bir market desek eksik kalır, restoran diye adlandırsak haksızlık olur.  Kentin ortasında bizim toprağımızdan ve kültürümüzden bir parça; yabancı olanların ortasında bir kardelen misali açıvermiş.

Saitabat Köyü Kadınları Dayanışma Derneği Başkanı olan Sermin Cakalıoğlu aynı zamanda konfedarsyonun da başkanı. 22 üretici kadın derneğinin bir araya gelerek oluşturduğu konfederasyon fikri nasıl ortaya çıkmış, nasıl hayata geçirilmiş, dinliyoruz.

Sermin Hanım, Cumalıkızık Köyü’nde hanımların ürettikleri doğal gıdaları, ellerinin emeklerini gelen ziyaretçilere sunduklarını, bireysel olarak evlerinde kahvaltı servisi yaptıklarını görünce etkilenmiş. Onlardan ilham almış ancak bir araya gelirsek daha güzelini yapabiliriz diye düşünmüş. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var “ demiş. “Birlikten kuvvetin doğduğunu biz iyi biliriz” demiş. “Geleneksel olarak köy yaşamında imece usulü çalışmak vardır, yufkalar, tarhanalar, salçalar hep imece usulü yapılır. Neden dernek kurup da bunları isteyenlere de ulaştırmayalım” diyerek yola çıkmış. Diğer hanımlarla konuştuğunda “iyi ama bizim tahsilimiz yok, nasıl yapacağız” sorularına “hepimiz ilkokul mezunuyuz ancak ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı biliyoruz. Yeter ki inanalım gayret edelim “ diye cevap vererek onları yüreklendirmiş. 9 kadın bir araya gelmiş, derneği kurmuşlar. Köy muhtarıyla görüşüp kıraç ve kullanılmayan bir araziye talip olmuşlar. Beş yıl boyunca tırnaklarıyla kazıyarak o araziyi önce duvarla çevirip sonra iki katlı geleneksel bir köy evi inşa etmişler. Tabi burada kendisine her zaman destek olan eşini anmadan geçemiyor. Dört kız çocuk annesi bir ev kadını Sermin Hanım. Tohumlarını attığı derneği anlatabilmek için 2002 yılında ilk faaliyet olarak Hıdrellez Şenliği düzenlemiş. Gözlemeler ve salçalar ile başlayan faaliyetler Hıdrellez Şenliği de çok ilgi görünce devam etmiş gitmiş. Gün gelmiş haftasonlarında 400 kişiyi ağırlayan kapasitesi ile Saitabat Köyü diğer köylere de örnek teşkil etmiş. Köylere hızla yayılan dernekleşme faaliyetleri sonrasında 22 üretici kadın derneğinin bir araya gelerek federasyonun kurulması onları iyice güçlendirmiş.

Sermin Hanım anlatmaya devam ediyor:

“Artık kadınlarımız üretime katkıda bulunuyor, evlerinde aileleri için yaptıklarını artık diğer insanlarla da paylaşıyorlar, ticaret yapmış, maddi kazanç da sağlamış oluyoruz. Evet, bunlar çok çok önemli ancak en önemlisi bizim kültürümüz, geleneklerimiz, özümüz. Biz bu derneklerle, federasyonla aslında kültürümüzü ve kimliğimizi yaşatmaya, gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyoruz” diyor ve ilave ediyor. “Biz yüksekokul okumadık. Okusak daha iyi olabilirmiş elbette. Ancak ilkokul mezunu olmamız üretici olmamıza engel değil. Hepimizin yapabileceğimiz şeyler var, geleneksel olarak el sanatlarımız var, ana mutfağından edindiğimiz beceriler var. Bu özelliklerimizle elimizden geleni neden yapmayalım. Evde olup zamanını boş geçiren, televizyon başında oturan, üreteceği yerde tüketici olan hanımları anlayamıyorum. Belki maddi olarak refah içinde olabilirler, bazen ‘bizim çalışmaya ihtiyacımız yok’ diyorlar. Bizim çalışmaya ihtiyacımız olmayabilir ancak bizim çalışmamıza ihtiyacı olanlar var. Bu topraklarda yaşıyoruz, toprağımıza borcumuz var. Bu vatanın evlatları olarak kültürümüzü, kimliğimizi yaşatmak zorundayız. Köylerimiz terk edilmesin diye uğraşmak zorundayız.  Özümüzden uzaklaştıkça, köylerimizden uzaklaştıkça kendimizden uzaklaşıyoruz. Özümüze dönmemiz lazım. Buna en ufak bir katkımız olursa ne mutlu bize.“

Bu noktada Bereketlim nasıl açıldı diye sormak istiyoruz. Sermin Hanım aktif çalışmalarından ve faaliyetlerin pek çok köye yayılmasına öncü olmasından dolayı epey yoğun. Üniversitelerden, çeşitli konferanslardan, ticaret odalarından programlarına katılsın hikâyesini anlatsın diye teklifler alıyormuş. Bu arada belediyelere, valiliğe, tarım il müdürlüğü gibi resmi kurumlara da federasyon başkanı olarak ziyaretlerde bulunuyormuş. Bu ziyaretlerin birinde Bursa Valisine projesinden söz etmiş. Federasyon üyesi bütün köylerin kente açılımını sağlayacak bu projeye destek gelmiş. Bursa Valiliği, Ticaret Borsası, BTSO ve özel sektör katkılarıyla tadilat ve tefrişatı yapılarak Bereketlim hizmete açılmış. 120 kalem doğal ürün için etiket tasarımı yapılmış.  Ahşap dolaplar üzerlerine köylerin isimleri yazılarak yan yana dizilmiş ve galeri oluşturulmuş. Her köy derneği kendi ürünlerini raflarında sergiliyormuş. Ayrıca el sanatları yapan iki dernek de üyeler arasındaymış. Bereketlim’de pişirilerek sıcak servis yapılan yiyecekler, soğuk olarak raflardan da alınabiliyormuş.

Bu noktada kalkıp galeride bir dolaşmak istiyorum. Toprağımızda yetişen doğal ürünler, içine hiçbir katkı maddesi ilave edilmeden, ana mutfaklarında mamul hale getirilerek raflara dizilmiş. Tarhanalar, kesme makarnalar, kuskuslar, kekikli, biberli, fesleğenli zeytinyağları, iştah açıcı turşular, çeşit çeşit salçalar, konserveler, ekmekler… El emeği, göz nuru ipek kozasından mamul çiçekler, zeytinyağından sabunlar, tel kırma işlemeler, rölyef tablolar, kurdale işleri, nakışlar, iğne oyaları, takılar, örgü bebekler…  İnsan gezmeye de bakmaya da doyamıyor.

Bir sorum daha oluyor. Böyle buram buram biz kokan bir mekân neden Bursa’nın kalbinde değil de, Fatih Sultan Mehmet Bulvarı gibi şehrin yeni ve modern bölgesinde açılmış? “İşte tam da bu sebepten” diyor Sermin Hanım. “Şehrin merkezinde doğal ürünlere ulaşılabilecek yerler var. Çarşı içindeki köylü pazarı gibi meselâ. Ayrıca diğer bölgelerde köylerle bağlantıları olan vatandaşlarımız daha çok. Bu bölgede genellikle hayatı dışarıda yaşayan, ailece çalışan, alışverişi süpermarket raflarından yapan, çoğunlukla hazır gıda tüketenler mevcut. Ne demiştik ‘bizim çalışmaya ihtiyacımız olmasa da bizim çalışmamıza ihtiyaçları olanlar var’. İşte amacımız onlara ulaşmak. Bunca modern tarz sayılan market ve restoranın arasında Anadolu geleneğini, kokusunu, rengini, bereketini, kültürünü, dokusunu yaşatmak.”

Dönüp dolaşıp sedirlerde bir daha soluklanıyoruz.  Sıcacık demli çay eşliğinde muhabbete devam ederken çalışanlar dikkatimizi çekiyor. Bereketlim’de iki kişi hariç bütün hizmet edenler gönüllülük usulü ile dönüşümlü olarak derneklerden gelip çalışanlarmış. “22 derneğin her birinin ortalama 50 üyesi olduğu düşünülürse, şu raflarda gördüğünüz ürünlerle 1000 den fazla kişiye istihdam sağlamış oluyoruz” diye belirtiyor Sermin Hanım.  Azimle, gayretle, coşkuyla gönüllerini koyarak çalıştıkları aşikâr…

Dört ay gibi kısa bir süredir hizmet veren mekânın uğrayanı bol olur inşallah diyerek şimdilik vedalaşıyoruz. Güler yüzleriyle bizleri gönüllerinde ağırlayan hanımlar, gayretiniz daim yolunuz açık olsun. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere.