Sen Bilmesen De Allah Biliyor!

Sen Bilmesen De Allah Biliyor!

Udu Coşkun Sabah’la sevmiş bir nesildik biz! Cinuçen Tanrıkorur’u sonraları tanıdık. Ûdî Nevres, Şerif İçli, Kadri Şençalar isimlerini eski ‘Delta’ radyolarda duyardık. Hani şu dedelerimiz, ninelerimizin evlerinin başköşesini işgal eden radyolarda… O vakitler ‘büyük sanatkâr’, albümünü almaya paranızın yetmediği fakat mahallenizin kasetçisinin size ‘kıyak geçerek’ TGRT Bişr-i Hâfî radyo tiyatrosunun üzerine en revaçta parçalarını seçerek dolum yaptığı şarkıcılardı.

Bilmem neslimizin bugünkü sığlığına katkısı nedir ama 1992 sonbaharında Metin Şentürk elinde uduyla arz-ı endam eyledi. Albüm kapağında diziden tanıdığımız ‘Lassie’ ile! Milenyum sonrası doğanlar belki bilmez, merak edenler olur diye söylüyorum ‘Lassie’ Uluslararası iç giyim firmasının yeni reklam yüzü değil ‘Rough Collie’ cinsi, uzun tüylü İskoç çoban köpeğidir. Mevzu uda nasıl bağlanacak diye soranlar olduğunu duyar gibiyim. Şöyle ki ‘Allah biliyor’ isimli o albümün kapağında Metin Şentürk sağında ‘Lassie’ solunda udu olduğu halde beyaz bir koltukta oturmakta idi. Google Amca ve Youtube Hala teknolojilerinin olduğu zamanda okuyucunun her şeyi de yazardan beklemesi büyük haksızlık. Zira bizim konumuz bu değil!

Konumuz Johnny Cash! Daha özelde ‘God’s gonna cut you down’! Johnny Cash’in pamuk tarlalarında işçilikten milyon satan albümleri olan gitaristliğe ve solistliğe geçişi ihmal edilebilecek bir hikâye değildir. Amerikan folk ve country tarzı müziğe elli yılını veren Cash ‘kara gömlekli’ olarak anılmaktadır ki sanatalemi.net takipçileri bizim karaya verdiğimiz önemi ve atfettiğimiz değeri hatırlayacaklardır. Johnny Cash karalardan bir kara, yaralardan bir yaradır. 12 yaşında ilk gitarını eline alan sanatçı feci bir kazada kaybettiği kardeşinin ardından bir nevi ‘bade içmiş’ kendi kültürünce ozan olmuştur. Bazı ozanlar kimi parçaları öyle içten, öyle samimi icra ederler ki aslı anonim olan parça birden o isimle anılmaya başlar. Merhum Neşet Ertaş’ta buna çok şahitlik etmişizdir mesela… İşte ‘God’s gonna cut you down’ parçası ile Johnny Cash arasında da böyle bir bağ kurulması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü ozanın ‘Er geç Tanrı hesabını kesecek’ dediğinde toplumdan yankı bulması için yaşanmışlıkları olması şarttır. Hayatta karşılığı olmayan hiçbir söz insan ruhunda akis bulmaz bizce. İki notayı peşpeşe ekleyebilmek, üç satırı alt alta yazabilmek, mısraları sıralayabilmek için yaşama dokunmak, nedenini nasılını hesap edebiliyor olmak, yerine göre düşmek, vakti geldiğinde kalkabilmek elzemdir. İnsan yaratanın bir ayetidir madem, sanatın da insani tecrübelerin ahenkle bir araya gelmesi, arayış içerisinde olması, hakikat sırrına ulaşma çabası olması iktiza etmez mi?

‘Hakikat sırrını beyana geldik’ diyen Erzurumlu Noksânî Baba işin ahirini evvelinden söyleyenlerdendir. Bilmem Johnny Cash adını duymuş muydu Noksânî’nin?! Öyle zannediyorum ki Metin Şentürk’de 92’de henüz duymamıştı! Birbiri ile alakasız coğrafyalarda, farklı toplum yapılarında, ayrı milliyetlerde dahi olsalar, insanlar yaşamlarından çıkardıkları sonuçlarla aynı noktaya varabilme kabiliyetine haizdir. Kimi bulunduğu güne, kimi bulunduğu topluma, kimi bulunduğu çağa söylese de sözünü yarına kalacak olan sadece hakikattir. Yani asıl durum, yani gerçek, yani künh… Metin Şentürk’ün derdi nedir, Johnny Cash’in derdi nedir, Noksânî Baba’nın derdi nedir, bizim derdimiz nedir kim bilir? Bence ‘Allah biliyor’ ve ‘Er geç Tanrı hesabı kesecek’… Öte yandan Noksânî’nin dediği gibi biz sadece ‘Bülbüllerin feryadını gözettik, Her birinin ayrı ayrı derdi var’… Vesselam…