Sevmek Neydi Sahi?

Sevmek Neydi Sahi?

Uzun yollardan ve yıllardan çıkıp gelerek taptaze bir sesle şöyle dedi, “Sevdiğimi söylemezsem, sevmek derdi beni boğar.” Durgun suda bir dalgalanma oldu ve akmaya başladı, unutmuştu kendini. Kuş, bir kanadı olduğunu hatırladı ve göklere kanat çırptı. Su aka dursun, kuş uça…

Sevmek neydi sahi? Sorgusuz sualsiz teslim olmaktı belki de. Kalbi de aklı da ruhu da teslim etmek yani. Teslim olmak, bir selamın kökünden çıkıp gelen, sarıp sarmalayan sonra. Üşütmeyen sonra. Sıcakta gölge ve. Yağmurda korunak ve. Karda şenlik ve. Say işte, giden kelimeler yanınca yürü, unutup yolu da, adımı da. Kelimeler ne güzel Allah’ım, hepsini gözlerinden öpesim var. Adın. Kalır mı artık. Adını verdin suya, aldı gitti ya demincek. Parmaklarından havalandı ya cümle kuş. Kur bir cümle şimdi.

Sevmek neydi sahi? Ansızın ateşin içine düşüp yandığını bilmemekti belki de. Ateşin içindeki gülleri görüp ona uzanmaktı korkusuzca. Uzandın. Ne iyi uzasın, uzasın böyle. Ateş ki gülün kardeşi. Semenderin bitmeyen türküsü. Sonra küllerinden havalanacak kaknüs. Dilinde ölümsüz şarkılar hem. Kanatları bütün semayı tutmuş. Aşkın alevi saracak cihanı. Bütün efsaneleri al yanına. Aldın mı? Gerçek olan bu. Gerisi atılacak yük. Azadeyim yüklerden de. Yansın eşyası dünyanın; şeylerden geçiver. Şey vehim. Sevgi hakikat.

Sevmek neydi sahi? Bir bakıp bir daha bakmayı unutmaktı. Kalmaktı oracıkta. Gittiğince götürmekti o görüntüyü. Her yöne o görüntüyü asmaktı. Sonra hangi yola gidecektim sorusunu çıkarmaktı akıldan. Sevgi yöndü çünkü pusulasız. Yoldu sorulmayan kimselere. Girdin işte. Mübarek olsun. Yürü. Taşları bile selamlamayı unutma. Taşların şarkısına katılandır seven bil ki.

Uzun yollardan ve yıllardan çıkıp gelerek dipdiri bir sesle şöyle dedi, “bu can tenden geçmeden/bu dünyadan göçmeden/bir kerecik sevmek çok değil” yüce dağda bir hareket oldu ve yürümeye başladı. Unutmuştu yürümeyi, uyuşuk ayakları açıldı her adımda. Üzerindeki cümle ağaç uyandı derin uykularından, tomurcuklanıp çiçeğe durdu. Dağ yürüye dursun, ağaç tomurcuklanmaya…

Sevmek neydi sahi? Başka bir dil kurup onun içine girmekti. Hangi ara imlası, grameri öğrenilmişti hiç bilmemekti. Öğreten öğretmişti zira ezelde. Orada kalbin bir yerinde duruyordu, vakti gelince gördün ve o dilden konuşmaya başladın. Şaştın. Şaşırmak ne güzel. Hep şaşalım. Şaşınca aşılıyor dünya. Nasıl bir dildir bu böyle her dilin üstünde. Kelimeleri göklerden devşirilmiş. Işıklara sarılmış. Işık. Sarmaşık. Dilden sarmaşık. Sarmaşıktan lisan. Anlardan geçilmiş. Şaşkınlık çağının içinde bir çağlayan oluptur geceler, akar yıldızlarla sevgiliye.

Uzun yollardan ve yıllardan çıkıp gelerek yepyeni bir sesle şöyle dedi, “Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz.” Dünya birden dönmeye başladı. Hatırladı ezberini.  Aşk ile hem. Her dönüşten bin bir sevgi tohumu gözünü açtı. Gördük. Şükür.

Bu sevmek niceye dek denildiğinde, cevabı “sonsuza dek” oldu.

Kalbin üstünde yürüyüp kalbi kanatmayan ayakların yerinde mi bir bak.

Sevmek neydi sahi? Bildin mi? “Biz sevdik âşık olduk / Sevildik mâşuk olduk.” dedi sonra…