Şiir, Mûsikî, Hat Özelinde Sultân ve Sanat: Kuruluş’tan Fetret’e Sanat İklimi ve...

Şiir, Mûsikî, Hat Özelinde Sultân ve Sanat: Kuruluş’tan Fetret’e Sanat İklimi ve I. Mehmed

Abdullah Çevik

Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı ve Anadolu’da Beylikler Devri’nin yaşandığı XIV. Yüzyılda Türkçe kesin ve ebedi hakimiyetini tesis etti. XII. Yüzyıldan itibaren Moğol istilâ hareketlerinden kaçarak batıya yönelen Oğuz Türkleri ile birlikte Anadolu’da Türk nüfusun artması ve edebi geleneklerin zenginleşmesi, tarikatlarını yaymayı ve tasavvufu geniş halk kitlelerine öğretmeyi amaçlayan dervişlerin saf bir Türkçe ile ilahiler söylemeleri, Türkçeye şuurla bağlanan Âşık Paşa, Gülşehri gibi etkin mutasavvıfların Türkçenin ihmal edilmesinden duydukları rahatsızlığı açıkça dile getirerek Türkçe yazmayı iftihar vesilesi kabul etmeleri, Arap ve Fars kültürüne yabancı Türk beylerinin Türk diline ve kültürüne önem vererek âlimlerden ve ediplerden Türkçe eserler istemeleri Türkçenin Arapça ve Farsça karşısındaki mutlak zaferini doğuran gelişmeler oldu.

XII. Yüzyılın ilk yarısından itibaren Anadolu’da yazıya geçmeye başlayan ve XIV. Yüzyılda bütün beylikler sahasında önem kazanan Türkçe daha çok Osmanlı sahasında gelişme gösterdi. Orhan Gazi devrine ait i’lâm, hüccet, vakfiye ve tapu kayıtları bu devirden itibaren Osmanlı Devleti’nin resmi dilinin Türkçe olduğunu belgelemektedir. Telif ve tercüme birçok eserin vücuda getirildiği bu yüzyılda Anadolu Türk edebiyatının en kıymetli eserleri Osmanlı topraklarında yazıldı. Diğer beylikler sahasında faaliyet gösteren âlim ve edipler, bu beyliklerin Osmanlı topraklarına dahil edilmesiyle Osmanlı Devleti hizmetine girdiler. Böylece Osmanlı Devleti, Anadolu’da siyasi birliği kurarken ilmi ve edebi birliği de gerçekleştirmiş oldu.

Dinî-Tasavvufî, didaktik mesnevilerin yanı sıra aşk ve macera mesnevilerinin yazıldığı XIV. Yüzyılda Anadolu Türk şâirleri İran edebiyatının tesir sahası dışında kalamadı. Firdevsî (ö.1020), Attar (ö.1193), Mevlâna (ö.1273), Sâdî (ö.1294) gibi Farsçanın üstadlarından konu, üslup ve teknik bakımdan etkilenen şâirler benzer eserler verdiler. Anadolu’daki mevcut siyasi dağınıklık, beylikler arası mücadele, himaye ve iltifat yoluyla sanat ve edebiyat çevrelerini teşvik edecek kudretli beylerin azlığı devrin şâirlerinin genel olarak divân tertip edememelerine sebep oldu.

Sanat ve edebiyat iklimini olumsuz etkileyen bu şartlar arasında gaza faaliyetleriyle birlikte devlet teşekkülü çabası içinde bulunan Osmanlı sultânları edebi faaliyetlere doğrudan katılamadılar. XIV. Yüzyılda hüküm süren Osman Gâzi, Orhan Gâzi, I. Murad ve Yıldırım Bayezid hakkında şiir yazdıklarına dair rivayetler ve şiir örnekleri mevcutsa da bunlar iddiadan öteye geçememiştir. Onlara izafe edilen şiirlerin dil ve muhteva bakımından taşıdığı özellikler, ileri sürülen döneme ait olmadıklarını belgeler niteliktedir. Bununla birlikte Osmanlıların ilk kadısı, Karacahisar’ın fethinden sonra Osman Gâzi adına ilk hutbeyi okuyan ve Osman Gâzi’nin bacanağı olan Dursun Fakih’in Gazavât-ı Mukaffa manzumesi ilk Türkçe eserler arasındadır. Çorlu, Edirne gibi birçok yerin fethinde büyük yararlılıklar gösteren Şahin Paşa’nın lalalık yaptığı Hüdâvendigâr ünvanıyla tanınan I. Murad’ın özel bir kütüphanesi olduğu bu kütüphane için çoğaltılmış bir eserden anlaşılmaktadır. Kendisine mûsikî ile ilgili bir risale de armağan edilmiştir.

Osmanlı sultânlarının şâirlerle ilk ciddi teması Yıldırım Bayezid devrinde başlar. Bugün elimizde bulunan kayıtlara göre Bursalı Niyazî, Divân’ını Yıldırım Bayezid’e ithaf etti. Önce Yıldırım Bayezid’in, Timur darbesinden sonra Emir Süleyman’ın himayesine giren Şeyhoğlu Sadreddin Mustafa, Hurşid ü Ferahşad adlı mesnevisini Yıldırım Bayezid’e sundu. Osmanlı devri edebiyatının divan tertip eden ilk şâiri Ahmedî’nin Yıldırım Bayezid’e intisap ettiğine dair iddialar vardır. Yüzyıllar boyunca dînî bir ritüel vasfıyla sosyal hayatta önemli yer tutan ünlü mevlid Vesîletü’n-Necât’ın yazarı Süleyman Çelebi, Yıldırım Bayezid’in Divân-ı Hümâyûn imamlığı görevinde bulundu, söz konusu meşhur eserini de Emir Süleyman döneminde tamamladı.

Fetret Dönemi’nde sultân konumu temin eden Emir Süleyman’ın sanat çevreleriyle irtibatı dikkat çekicidir. Kaynaklar Emir Süleyman’dan söz ederken şâirlere ve musikişinaslara hâmilik yapan, kendisi de şiir yazacak kadar edebiyata ilgi duyan ve işrete fazlasıyla düşkün bir karakter olduğunu vurgularlar. Hâmi arayışında bulunan dönemin şiir sahasındaki temsilcileri Ahmedî, Hamzavî ve Ahmed-i Dâ’î Emir Süleyman’a intisap ettiler. Ahmedî, içinde ilk manzum Osmanlı tarihi özelliğini taşıyan Tevârîh-i Mülûk-i Âli Osmân faslının bulunduğu İskender-nâme adlı eserini Emir Süleyman’a sundu; Cemşîd ü Hurşîd mesnevisini de onun isteği üzerine kaleme aldı. Önce Yıldırım Bayezid’in, daha sonra Emir Süleyman’ın himayesine giren Ahmed-i Dâ’î, Divân’ını ve meşhur eseri Çeng-nâme’yi Emir Süleyman’a sundu; aynı zamanda ona Çelebi Mehmed’le savaşı sırasında kaside sunarak hislerini ifade etti. İçkiye ve eğlenceye dair Mutâyebât adını verdiği on iki kısa şiirden oluşan eserini de muhtemelen onun zamanında yazdı. Emir Süleyman’a eser sunan bir diğer şâir Mehmed’tir. Mehmed’in eseri, Kıpçak lehçesinden Türkçeye çevirdiği Işk-nâme adlı romantik bir mesnevidir. Büyük şâir Şeyhî de İran’dan dönüşünde Emir Süleyman’la dostluk kurdu; fakat Yıldırım Bayezid’in ve Emir Süleyman’ın şâirlerle olan bu münasebetleri yeni bir edebi cereyanın başlaması için yeterli olmadı.

Kardeşler arasında süren saltanat mücadelesinden başarıyla çıkarak 1413’te idareyi tek elde toplamak suretiyle Osmanlı tahtına oturan I. Mehmed’in hüküm sürdüğü yıllar Emir Süleyman’dan II. Murad dönemine geçiş özelliği taşır. Kaynaklarda Sultân Çelebi adı ve Kirişçi lakabıyla da anılan I. Mehmed’in doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte genel olarak 1386 kabul edilir. Bursa ve Edirne saraylarındaki şehzâdelik yıllarına dair yeterli bilgi bulunmayan I. Mehmed 1399’da Amasya, Tokat, Sivas ve Ankara’yı içine alan bölgeye vali tayin edildi. Amasya’da Halîl-nâme yazarı Abdülvâsi Çelebi’nin de aralarında bulunduğu şâirler topluluğu onun himayesi altında faaliyetlerde bulundu.

1.Mehmed’in, sözüne sadık, ölçülü, nezaketli, şahsi işlerinde ağırbaşlı, özellikle devlet idaresindeki işlerde aşırılığa kaçmayan, temkinli, ahlakî meziyetlere sahip ve cesur bir hükümdar olduğundan söz edilir.

İbnü’l Cezerî, Niğdeli Sofu Bayezid Paşa, Molla Fenari, Koca Mahmud Paşa gibi isimlerin hocalık ve Bedreddin Yakut Paşa, Ali Paşa, Enderun’da yetişen Bâyezid Paşa gibi isimlerin lalalık yaptığı I. Mehmed’in kendinden önceki Osmanlı sultânlarından daha iyi bir eğitim hayatı oldu. Aklî ve naklî ilimlerdeki bilgilerini Sofi Bayezid Paşa’nın talebeliğinde edindi. Yıldırım Bayezid’in yanında Niğbolu Savaşı’na katılan, sonrasında Bursa’da bulunan, kıraat ilmine dair eserler sahibi büyük âlim İbnü’l Cezerî’den kıraat ve Arapça dersleri aldı. Âlimlere, şâirlere, musikişinaslara, hattatlara ve diğer sanat sahiplerine hâmilik yapan I. Mehmed’e ait hususi bir kütüphane bulunduğu o dönemden kalan on altı cilt kitaptan anlaşılmaktadır.

Şöhretli âlim ve şâir İbn Arabşah I. Mehmed’in sır katipliği ve şehzâdesinin hocalığı görevinde bulundu. Emir Süleyman’dan sonra hâmisiz kalan Şeyhi, Ahmedî ve Ahmedi Dâ’î, I. Mehmed’in himayesini temin ettiler. Sunduğu kaside ile sultânın iltifatını kazanan Ahmedî daha önce Emir Süleyman için yazdığı Cemşid ü Hurşid mesnevisini yeni ilavelerle I. Mehmed’e sundu. Ahmedî ve Ahmedi Dâ’î şehzâde Murad’ın eğitimiyle de ilgilendiler. Emir Süleyman’ın şiire yönlendirdiği ve bazı kaynakların ilk Osmanlı Baştabibi (Reisu’l-ettibâ) veya tabîb-i hâs kabul ettiği Şeyhi, dönemin büyük şâiri ve tabibi olarak I. Mehmed’ten iltifat gördü. Har-nâme adlı meşhur eserini de I. Mehmed’e sunmuş olma ihtimali yüksektir. Bu gelişmelerle birlikte Osmanlı sarayının ilk ciddi şiir ve edebiyat meclisleri kendisinin de şiir yazdığına dair rivayetler bulunan I. Mehmed zamanında teşekkül etti.

***

Selçuklu hükümdârı II. Gıyasüddin Mes’ud’un Karacahisar’ı fetheden Osman Gâzi’ye 1289’da fermanla birlikte tuğ, alem, tabl göndermesiyle mehter, Osmanlı tarihindeki yerini aldı. Hediyelerin geldiği ikindi vaktinde vurulan nevbeti Osman Gâzi ayakta dinledi. Kaynaklar nevbet vurulmasının gazaya hazır olmak gerektiği anlamı taşıdığından, Selçuklu hükümdarına saygıdan ve hanedanın asalet ve ahlâk anlayışından dolayı Osman Gâzi’nin ayakta dinlediğini kaydederler. İkindi vaktinde vurulan nevbeti ayakta dinleme geleneği Fâtih’e kadar diğer sultânlar tarafından da sürdürüldü. Fâtih, lüzumsuz bulduğu bu geleneğe son verecek ve I. Murad döneminde yeniçeri ocağında yerleşen mehterin ciddi anlamda teşkilat vasfı kazanması yönünde ilk önemli yenilikleri hayata geçirecektir.

XIV. Yüzyıldan günümüze notası ulaşmış her hangi bir mûsikî eseri yoktur; ancak mûsikî, bu sanatı “İlm-i şerîf” diye tanımlayan tarikatlar eliyle yaygınlaşarak toplum hayatında canlılığını korumayı başardı. Özellikle Mevlevîlik ve Bektaşîlik tarikatına mensup şeyhler ve dervişler dînî mûsikînin önemli temsilcileri oldular. Konya’dan sonra Edirne, Bursa ve Manisa birer sanat akademisi hüviyeti arz eden Mevlevîlik tarikatının önemli merkezleri haline geldi. XIII. Yüzyıl mutasavvıflarından Taptuk Emre’nin altı telli saz (şeştâr) çaldığı, XIV. Yüzyılda vefat eden Mevlevîlik tarikatının kurumsallaştırıcısı Sultan Veled’in rebab çaldığı, şâir ve bestekâr olduğu, XIV. Yüzyılın sonlarında ortaya çıkan Bayramîliğin kurucusu Hacı Bayrâm-ı Velî’nin ve damadı Eşrefoğlu Rûmî’nin şâir ve bestekâr oldukları bilinmektedir. Tarikatlara mensup kişiler arasında daha pek çok mûsikîşinas faaliyet göstermiştir. Dolayısıyla tarikat çevreleriyle münasebetleri bulunan Osmanlı sultânlarının mûsikî ile irtibatları bu çerçevede de cereyan etti.

Klasik Türk mûsikîsi tarihinde Safiyüddin ile Merâgî arasındaki dönemin yaşandığı ve Merâgî’nin yaklaşık kırk yılını geçirdiği XIV. Yüzyılın sonunda şâir, bestekâr ve hattat Ahmed Celâyir, konumuz bakımından ilgi çekici bir isim olarak Osmanlı sarayında görülür. Timur’un düşmanlığından Yıldırım Bayezid’e sığınarak korunmaya çalışan Celâyir hükümdârı, Fetret Dönemi’ne yol açan Ankara Savaşı’nın da sebeplerinden biridir. Abdülkadir Merâgî gibi büyük mûsikî dehası onun nedimi konumundayken ün yapmıştır. Merâgî’ye Safiyyüddin’in Edvâr’ını ve Şerefiyye’sini okutan Ahmed Celâyir, bestekârlığının yanı sıra edvâr ilminde ciddi bilgi sahibi ve sazendedir. Aynı zamanda resim, tezhip, hat sanatında saygınlık kazanmış hükümdar konumundaki böylesine önemli bir şahsiyetin bir müddet Osmanlı sarayında bulunması sahip olduğu kabiliyetler bakımından şüphesiz değer ifade eder.

Yıldırım Bayezid devrinde Bursa’daki sarayda mûsikî itibarlı bir konumdaydı. Burada her soydan güzel sesli hanendeler mevcuttu. Ne var ki Ankara Savaşı’nın ardından Timur, Yıldırım Bayezid’in sarayından değerli bulduğu şeyleri götürürken bu mûsikî erbabını da yanına almayı ihmal etmedi.

Emir Süleyman’ın sarayında musikişinasların yer aldığı, şiir ve mûsikî meclislerinin kurulduğu bilinmektedir. Şükrullah’ı bu yıllarda devletin hizmetinde görürüz. İlerleyen süreçte II. Murad’ın iltifatını kazanan ve yazdığı mûsikîye dair Risâle ile adından söz ettirecek olan Şükrullah’ın devlet hizmetindeki istikrarına bakarak I. Mehmed ile de saltanat yıllarında yakınlık kurduğu söylenebilir.

Emir Süleyman’ın mûsikîye duyduğu ilgiye ve sarayındaki mûsikî hayatının canlılığına dair önemli kanıtlardan biri de kendisine sunulan Çeng-nâme adlı eserdir. Ahmedi Dâ’î’nin bir Türk enstrümanı olan çengi merkeze alarak diğer enstrümanlara üstünlüğünden söz ettiği, alegorik ve mistik biçimde bu enstrümanın yapısını anlattığı Çeng-nâme eseri mûsikî ile ilgili bu özel temasıyla önem arz eder. Klâsik Türk ve Doğu mûsikîsinin yansımalarını gördüğümüz bu eser ayrıca birçok mûsikî terimini ve tabirini içermekte, makamlar hakkında bilgi vermektedir.

Amasya’daki sancak beyliği yıllarında I. Mehmed’in ve özellikle lalası Bayezid Paşa’nın himaye ve teşvikiyle faaliyetlerde bulunan Abdülvâsi Çelebi’nin yazdığı Halîl-nâme, içinde bulunulan kültür hayatını güçlü bir şekilde aksettiren eserlerdendir. Orijinal konusu, akıcı üslubu ve başarılı kompozisyonuyla mesneviler arasında kendine özel bir yer edinen Halîl-nâme’de birçok saz ve makam adından söz edildiği gibi mûsikîye dair diğer unsurların yer aldığı zengin bir içerik görülür.

Kırşehirli Yûsuf bin Nizâmeddin’in kaleme aldığı Osmanlı sahasına ait Farsça ilk özgün ve önemli mûsikî risâlesi de Fetret Dönemi’nde yazılmış bir eser olarak dönemin sanat iklimini zenginleştiren değerler arasındadır.

***

XIII. Yüzyıldaki Abbasî saltanatı döneminde Bağdat’a yerleşmiş bulunan Amasyalı Yâkut’un bütün kaideleriyle ortaya koyduğu, Muhakkak, Reyhânî, Sülüs, Nesih, Tevkî’, Rikâ’ çeşidinden oluşan aklâm-ı sitte ve kullanılan kalemin ağzını eğri kesme geleneği beylikler devrinden itibaren Anadolu’daki yazı faaliyetlerini etkiledi. Bu etki kuruluş yıllarından başlayarak Osmanlı sahasında Kur’an-ı Kerim yazımında ve dinî-ilmî eserlerde kendini göstermiştir. Fetret Devri’nin yol açtığı tahribat nedeniyle bu yıllara ait hat örnekleri ileriki zamanlara ulaşamadı. İlk Osmanlı sultânlarının elinden çıkmış hiçbir yazılı belge de elimizde bulunmadığı için onların hat konusunda eğitim alıp almadıkları, nasıl bir yazı kabiliyetine sahip oldukları hakkında fikir yürütemiyoruz.

Orhan Gâzi’nin tuğrası Türk hat sanatında ayrı bir yeri bulunan Osmanlı sultânlarına ait tuğraların ilk örneği olarak XIV. Yüzyılda karşımıza çıkar. Bu tuğra Rebiyülevvel 724 (Mart 1324) tarihli bir vakfiye üzerindedir. Özellikle XVI. Yüzyıldan itibaren tezhipli örneklerini göreceğimiz tuğraların ilki yalın, basit hatlardan meydana gelmektedir. Yıldırım Bayezid’te ‘han’, II. Murad’ta ‘muzaffer’, Fâtih’te ‘daima’ kelimesi eklenecek ve sonraki süreç içinde dar kapsamlı daha başka değişiklikler geçirecek olan Osmanlı sultânlarının tuğrası, Mustafa Râkım’ın matematiksel düzenlemesiyle II. Mahmud’ta en mükemmel şekline ulaşacaktır.

Osmanlı devrinin ilk yüz elli yılına ait hat örnekleri çoğunlukla mimari eserlerdeki kitabeler üzerinden takip edilmektedir. Anadolu Selçuklu hat sanatına özgü niteliklerin Osmanlı sahasında hâkim olduğuna I. Murad devri yapılarında şahit olunur. Sülüs ve celî sülüs yazıdaki ilk değişiklik belirtileri de bu devirde ortaya çıkar. Yıldırım Bayezid’in saltanat yıllarına gelindiğinde kûfî ve celî sülüs yazı türlerinin aynı satırda birlikte kompozisyona dâhil edildiği görülür. Bu kompozisyonlar I. Mehmed döneminde de uygulanmıştır.

1. Mehmed’in saltanat yıllarında celî ve aklâm-ı sitte olmak üzere iki sahada üslup arayışı başladı. Döneme ait yapılar arasında yer alan Yeşil Külliye, ma’kılî, kûfî, celî sülüs yazı çeşitleri bakımından zenginlik taşır. I. Mehmed’in veziri mimar Hacı İvaz Paşa tarafından yapılan Yeşil Camii’nin taç kapısındaki kitabede yer alan “râkımuhu” ifadesi, bu yapılardaki hatların vezir Hacı İvaz Paşa tarafından yazıldığını belgelemektedir.

1. Mehmed’in yakınında yer alan hattatlardan bir diğeri de Divân-ı Hümâyun hocalarından Sinâneddin Yusuf Çelebî’dir. Yusuf Çelebi hat sanatının Amasya’da yayılmasında önemli rol oynayan isimler arasındadır.

***

1413’te Fetret Devri’nden iktidarı elde ederek çıkan ve tek başına saltanat yıllarını yaşamaya başlayan I. Mehmed, 1421’de Edirne’de vefat etti. Sekiz yıla yakın süren kısa saltanatında siyasi birliği sağlamlaştırırken şiir, mûsikî ve hat sahalarında sağlıklı bir geçiş dönemi yaşattı. Eğitimine ciddi özen gösterdiği şehzâdesi Murad, Bursa’da saltanatını ilan ettikten sonra sergileyeceği yönetimle birçok sanat alanında başlayacak ve süreklilik taşıyacak gelişme döneminin kurucusu olacaktır.

Yararlanılan Kaynaklar / Geniş Okumalar: AK Coşkun, Şair Padişahlar, Ankara 2001; AKDOĞAN Bayram, “Türk Din Mûsikîsinin Anadolu’da Doğuşu ve Tarihi Seyri Hakkında Bazı Mülâhazalar”, AÜİFD, c.XLIV, S.1, 2003; AKDOĞAN Yaşar, Ahmedî Divanından Seçmeler, Ankara 1988; AKDOĞAN Yaşar, İskendername’den Seçmeler, Ankara 1988; AKGÜNDÜZ Ahmet, Bilinmeyen Osmanlı, İstanbul 1999; AKSOY Şule, “Osmanlı Sultanlarının Tuğraları ve Tuğralı Belgeler”, Yeni Türkiye Osmanlı Özel Sayısı IV, 2000; AKÜN Ömer Faruk, “Şeyhoğlu Sadrüddin Mustafa” İA, c.XI, İstanbul 1979; Ali, Künhü’l Ahbâr, (Haz. Ahmet Uğur-Mustafa Çuhadar-Ahmet Gül-İbrahim Hakkı Çuhadar), Kayseri 1997; ALTIKULAÇ Tayyar, “İbnü’l-Cezerî”, DİA, c.20, 1999; Aşık Çelebi, Meşairü’ş-Şu’ara, (Haz. Filiz Kılıç), Ankara 2018; Aşık Paşaoğlu Tarihi, (Nşr. Atsız), İstanbul 1992; BANARLI Nihad Sâmi, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, c.1, İstanbul 1998; BARDAKÇI Murat, Ahmed Oğlu Şükrullah – Şükrullah’ın Risâlesi ve 15. Yüzyıl Şark Musikisi Nazariyatı, İstanbul 2012; BARDAKÇI Murat, Maragalı Abdülkadir, İstanbul 1986; BAYBURTLU Ahmet Selçuk, “Türklerde Askeri Müzik Tarihi Hakkında Bir İnceleme”, Çevrimiçi Müzik Bilimleri Dergisi, c.2, S.1, 2017; Büyük Türk Klasikleri, c.I-II, İstanbul 1985; ÇAĞLAK Erkut – FİLİZ Sevil, “Türk Devlet Geleneğinde Askerî Müzik ve Askerî Müzik Eğitimi”, Sahne ve Müzik Eğitim-Araştırma Dergisi, S.7, 2018; ÇELEBİOĞLU Âmil, Türk Edebiyatında Mesnevi, İstanbul 1999; DÂNİŞMEND İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.1, İstanbul 1971; DEMİR Mehmet, Osmanlı Tarihinde Çelebi Mehmed Döneminin Siyasi Olayları, Devlet Teşkilatı, İlim ve Kültür Hayatı, (Harran ÜSBE. Yük. Lis. Tezi), Şanlıurfa 2006; DEMİRTAŞ (Timurtaş) Faruk Kadri, “Harnâme”, TÜDED, c.3, S.2-3, 1949; DEMİRTAŞ Yavuz-KAMİLOĞLU Ramazan, “Tasavvufî Kurumların Fonksiyonları ve Türk Musikîsine Katkıları”, İÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/8(2); DERMAN M. Uğur, “Osmanlı Türklerinde Hat Sanatı”, Yeni Türkiye Osmanlı Özel Sayısı IV, 2000; Düstûrnâme-i Enverî, (Haz. Necdet Öztürk), İstanbul 2012; ERALP T. Nejat, “Osmanlı’da Mehter”, Yeni Türkiye Osmanlı Özel Sayısı IV, 2000; ERTAYLAN İsmail Hikmet, Ahmed-i Dâ’î, Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1952; GAZİMİHÂL Mahmut R., Türk Askerî Muzıkaları Tarihi, İstanbul 1955; GÜLDAŞ Ayhan, Hâlilname, Ankara 1996; GÜZEL Abdurrahman, Dînî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, Ankara tsz; Hat ve Tezhip Sanatı, (Ed. Ali Rıza Özcan), Ankara 2009; İNALCIK Halil, “Mehmed I”, DİA, c.28, 2003; İNALCIK Halil, Has-bağçede ‘ayş u tarab, İstanbul 2015; İPEKTEN Haluk, Divan Edebiyatında Edebî Muhitler, İstanbul 1996; İSEN Mustafa – BİLKAN Ali Fuat – DURMUŞ Tuba Işınsu, Sultanların Şiirleri Şiirlerin Sultanları, İstanbul 2012; İSEN Mustafa – BİLKAN Ali Fuat, Sultan Şairler, Ankara 1997; İSEN Mustafa, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, Ankara 1994; KARAHAN Abdülkadir, Türk Kültürü ve Edebiyatı, İstanbul 1992; KAZAN Hilâl, XV. ve XVI. Asırlarda Osmanlı Sarayının Sanatı Himayesi, (MÜSBE Doktora Tezi), İstanbul 2007; Sultan Mehmed Çelebi ve Dönemi, (Ed. Fulya Düvenci Karakoç), Bursa 2014; Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-şu’arâ, (Haz. Aysun Sungurhan) Ankara 2017;HHH KOCATÜRK Vasfi Mahir, Osmanlı Padişahları, Ankara 1954; KOCATÜRK Vasfi Mahir, Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 1970; KÖPRÜLÜ Fuad, “Ahmedî”, İA, c.1; İstanbul 1950; KÖPRÜLÜ Fuad, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Ankara 1981; KÖPRÜLÜ M. Fuad, Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 2011; KÖPRÜLÜ-ZÂDE Mehmed Fuad; Milli Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Dîvân-ı Türkî-i Basit, İstanbul 2018; KUDRET Cevdet, Örnekli Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 2000; KUT Günay, “Ahmedî”, DİA, c.2, İstanbul 1989; Latîfî, Latîfî Tezkiresi, (Haz. Mustafa İsen), Ankara 1990; MAZIOĞLU Hasibe, “Türk Edebiyatı, Eski md.”, Türk Ansiklopedisi, c.32, Ankara 1982; Mehmed Neşrî, Kitâb-ı Cihan-nümâ, (Yay. Faik Reşit Unat – Mehmed Altay Köymen), c.I-II, Ankara 1995; ÖZALP M. Nazmi, Türk Mûsikîsi Tarihi, c.I, İstanbul 2000; ÖZTUNA Yılmaz, Devletler ve Hanedanlar, c.2, Ankara 1996; ÖZTUNA Yılmaz, Türk Mûsikîsi Akademik Klasik Türk San’at Mûsikîsi’nin Ansiklopedik Sözlüğü, c.I-II, Ankara 2006; PAKALIN Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, 3 c., İstanbul 1993; PEKOLCAY Neclâ, İslamî Türk Edebiyatı, İstanbul 1994; SANLIKOL Mehmet Ali, Çalıcı Mehterler, İstanbul 2011; Sehi Beg, Heşt-Bihişt, (Haz. Haluk İpekten, Günay Kut, Mustafa İsen, Turgut Karabey), Ankara 2017; SERİN Muhittin, “Osmanlı Hat Sanatı” Yeni Türkiye Osmanlı Özel Sayısı IV, 2000; SERİN Muhittin, “Osmanlılar – Hat”, DİA, c. 33, 2007; SEZİKLİ Ubeydullah, Kırşehirli Nizâmeddin İbn Yûsuf’un Risâle-i Mûsikî Adlı Eseri, (MÜSBE Yük. Lis. Tezi), İstanbul 2000; SÜMER Faruk, “Ahmed Celâyir”, DİA, c.2, 1989; ŞİMŞİRGİL Ahmet, Kayı I, İstanbul 2013; Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, (Nşr. Atsız), İstanbul 1939; TAŞ Kenan Ziya, Osmanlılarda Lalalık Kurumu, Ankara 2017; TEKİN Gönül Alpay, Hayat Ağacı, İstanbul 2018; TİMURTAŞ Faruk K., Tarih İçinde Türk Edebiyatı, İstanbul 2000; TİMURTAŞ Faruk K., “Şeyhî’nin Hayatı ve Şahsiyeti”, TÜDED, c.5, S.5, 1953; Türk Edebiyatı Tarihi (Ed. Talât Sait Halman vd.), c.I, İstanbul 2007; UZUNÇARŞILI İsmail Hakkı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı, Ankara 1988; UZUNÇARŞILI İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, c.I, Ankara 1988; ÜNGÖR Etem Ruhi, “Osmanlı Devleti Kuruluş Zamanlarındaki Türk Mûsikisine Genel Bakış” Uluslar arası Kuruluşunun 700. Yıl Dönümünde Bütün Yönleriyle Osmanlı Devleti Kongresi 1999, Konya 2000; ÜNVER Süheyl, İkinci Selim’e Kadar Osmanlı Hükümdarlarının Hususi Kütüphaneleri Hakkında, IV. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1948;  YÜCEL Haluk, “IX-XV. Yüzyıllar Arası Musiki Kaynakları Üzerine Bir İnceleme” Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, Y.4, S.23, 2016; Yüzyıllar Boyunca Türk Sanatı (XIV. Yüzyıl), Haz. Oktay Aslanapa, 1977.