SÖĞÜT’ÜN DALLARI SALLANIYOR, ERENLERİ UYANIYOR

SÖĞÜT’ÜN DALLARI SALLANIYOR, ERENLERİ UYANIYOR

 

Kayı aşîretlerinden Karakeçililerin, 13. yüzyıl ortalarında Kuzeybatı Anadolu’da göründükleri yer, Bizans dilinde “Bitinia” adıyla anılıyordu. Bugünkü Bilecik, Eskişehir, Kütahya ve Bursa il merkezlerinden çıkarılacak doğru çizgilerin buluşma noktası, Ertuğrul Gâzi koumandasındaki Türk topluluğunun – Bizans’dan fethederek – çadır kurduğu yeşil ve sulak arâzi idi.

Oldukça geniş bir sâhayı dillendiren “Bitinia” içinde, “Tebazyon” adını taşıyan daha dar, küçük mahâl; bugün “Söğüt” gibi tılsımlı bir Türkçe kelimeye nefes veren Türklük pınarı olacaktı.

Fârisî kaynakların “Hıtta-ı Bîd”; Arapların “Beldetü’s-Safsaf” diye bahsettikleri Söğüt, daha sonra Domaniç’i de aynı nûrlu mekâna dâhil edip yaz-kış farkına “kardeşlik” kremini sürmüştü.

Nâmık Kemâl’in:

“Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmânîyânız kim

Cihângirâne bir devlet çıkardık bir aşîretden.”

Mısrâlarını mübalâğalı bulanlar, belki târîhî hâdiselere sırf mantık cephesinden bakıyor olabilirler. Lâkin Söğüt ve çevresinde, aşîretden Cihângîrâne devlet çıkaracak hikmet vardır ve o mübârek beldenin toprağına ekilmiştir.

Zâten, şimdiki zavallılığımızı ödünç aldığımız yâd ellerin fikirleri, asırlardır, bu hikmet tarlasını nadasa bırakma mücâdelesi vermiyorlar mı?

Tâlihimize ve târîhimize “rast” gelen hareketlerimiz, özellikle düşman ahvâline ters düşen işler değil midir?

Türk milleti, târîhin her çağında, kendinden menkûl, ayırt edici ışığı; bâzen çok gümrâh, bâzen oldukça kısık, ama mutlaka sînesinde barındırmıştır. İşte, Ötüken’den getirip Söğüt’e ektiğimiz hikmet, bu sönmeyen ışıktır.

Ertuğrul Gâzî, Şeyh Edebâli, Osman Gâzî, Hayme Ana, Bâlâ Hâtûn, Malhun Hâtûn, Dursun Fakîh, Akçakoca, Karamürsel, Emîr Ali, Bayhoca ile daha nice gönül eri, kılıç ve palalarının çeliklerine verilen suyu, “zemzem” misâli mukaddes bilmişlerdir.

Gâliba, târîhin insan sînesine akseden damlaları, bahsettiğimiz “pulad suyu”ndan sıçramakta.

Zaman zaman üstümüze çöken hüznü ve miskinliği, çok büyütmeyin. O hikmet, o ışık ve o su bizimle berâberdir. Çünkü Söğüt’ün dalları sallanıyor, erenleri uyanıyor… İnşâallâh, bu milletin çocukları bir daha Yemen ağıtları söyleyip gözyaşı dökmez. Neş’e ve sürûr veren Türküler, şarkılar söyleriz.