Sudanlı Zenci Musa ve Kuşçubaşı Eşref

Sudanlı Zenci Musa ve Kuşçubaşı Eşref

Bizi biz yapan, bize vatan, tarih ve medeniyet şuuru aşılayan isimsiz kahramanlarımız var. Onların kim olduklarını bilmesek, hatta çoğu zaman onlar hakkında anlatılanları kulak ardı etsek de elleri hep bu milletin üzerindedir ve bizim yolumuzu aydınlatmaya devam eder.

Biz ne büyük ve güzel bir milletiz ki, her dönem böyle sahici ve samimi kahramanlarımız var. İyi ki var. Çin sarayını basan Kürşat, Bizans surlarına sancağı diken Ulubatlı Hasan, Medine Müdafii Fahrettin Paşa, Kuşçubaşı Eşref Bey, Şükrü Paşa, Türk dünyasının umudu Enver Paşa… Dedim ya! Bizde kahraman bitmez. Şükürler olsun ki günümüzde de hâlâ varlıklarını üzerimizden eksik etmiyorlar. Ömer Halisdemir, Fethi Sekin…

O isimsiz kahramanlardan biri daha var ki, ne zaman ismini zikretsem gözlerim buğulanır. O kişi Sudanlı Zenci Musa… Girit’te henüz küçük bir çocukken dedesi onu Kahire’ye götürüyor. 1911 Traslusgarp Savaşı’nda gönüllü olarak savaşırken Teşkilat-ı Mahsûsa’dan Kuşçubaşı Eşref ile tanışıyor ve teşkilata katılıyor. Kuşçubaşı Eşref’in Teşkilat-ı Mahsûsa saflarına kattığı ve Trablusgarp’ta, Batı Trakya’da, Süveyş Kanalı’nda, Necid çöllerinde, Yemen’de yan yana, omuz omuza savaştıkları bir asil ve yiğit adam… İnsan ırkının iri kıyımlarından, boyu bir metre doksan santimin, kilosu ise yüzün üzerinde…

Sudanlı Zenci Musa, iki koltuğunda seksener kiloluk iki arpa çuvalını kaldıracak, iki düşman askerini kafa kafaya tokuşturup bayıltacak kadar kuvvetlidir. Bu iri kıyım adam, düşmana karşı ne kadar acımasızca dosta karşı da o denli müşfiktir. Mehmet Akif Ersoy’un çok sevdiği bu zat, Necid Çöllerinde günlerce yol aldıkları günlerde boş zamanlarda Akif ile güreşirler. Fakat Musa her seferinde bilerek yenilir.

Akif, onun için şu dizeleri yazar:
“Eşref Bey’in emir eri Zenci Musa
Omuzundan göğe yükseldi Nebî İsa”

Anlatıldığına göre bir gün Selamet bataryasında atları yemlerken atlardan biri Musa’nın kolunu ısırıyor. Musa can havliyle ata bir yumruk atar atmaz oracıkta öldürüyor. Bunun üzerine Musa’yı hazineye zarardan mahkemeye vermeye mecbur kalıyorlar. Daha sonra Enver Paşa’nın müdahalesiyle nefsi müdafaadan salıveriliyor.

Bu kahramanın öyle bir hikâyesi var ki, hem anlatırken hem de dinlerken yüreğimizin kabarmaması, milli duygularımızın tavan yapmaması mümkün değil. Enver Paşa tarafından Yemen’de savaşan ve zor durumda olan 7. Orduya ulaştırılmak üzere Kuşçubaşı Eşref ve maiyetindeki bir avuç askere üçyüz bin altın teslim ediliyor. Askerler, Hayber yakınlarında yirmibeş bin kişilik İngiliz ordusu tarafından çembere alınıyor ve bir gün süren bir çatışmaya giriyorlar. Çatışmada Eşref Bey ve iki askeri dışında herkes şehit oluyor. Eşref Bey ağır yaralı olarak İngilizlere esir düşüyor. Onu bir kafese kapatıyorlar ve sanki vahşi bir hayvan gibi Mekke sokaklarında sergiliyorlar. 7. Ordu gelen yardımdan ümidini kesmişken Zenci Musa çıkageliyor. Yanında Enver Paşa’nın gönderdiği üçyüz bin altın… Sonrası fazlasıyla yürek yaralayıcı… Tevfik Paşa’nın önünde diz çöküyor ve şu sözleri dilinden dökülüyor:

“Altınlar kurtuldu, fukara Musa da kurtuldu. Fakat velinimet Eşref gitti. Değer miydi paşam, değer miydi?”

Bu kahraman, İstanbul’un işgal yıllarında İstanbul’a geliyor. Kendisine bir emekli maaşı bağlanması teklifini reddediyor ve Karaköy Hamallar Çarşısı’nda hamallık yaparak geçimini sağlamaya çalışıyor. Burada gündüz hamallık yaparken gece de Milli mücadele için Anadolu’ya silah kaçırma faaliyetlerini yürütüyor. Onun limanda iki büyük çuvalı iki koluyla havaya kaldırıp taşıdığını gören General Harrington onu yanına çağırıyor ve kendisiyle çalışma teklifinde bulunuyor. Generale verdiği cevap oldukça dikkat çekicidir.

“Her teklif herkese yapılmaz. Benim bir dinim var; din-i İslam’dır. Bir devletim var; Devlet-i Aliyye’dir. Bir komutanım var; Eşref Bey’dir. O da Malta’da sürgündedir. Biliniz ki bu savaş burada bitmez.”

General Harrington bu cevaba oldukça içerlemiş olmalı ki, Musa’yı zindana attırıyor ve günlerce işkence ediyorlar. Ne yazık ki burada verem hastalığına yakalanıyor ve gün geçtikçe de hastalığı ilerliyor. Artık hastalığa dayanacak gücü kalmayınca Özbekler Tekkesi’ne sığınıyor. Musa burada vefat ettiğinde üzerinden bir Osmanlı haritası, bir Kur’an-ı Kerim, Kuşçubaşı Eşref’in resmi ve kefen bezi çıkıyor.

Malta’da esir olan Kuşçubaşı Eşref onun vefat haberini alınca; “O benim kahraman Arabım veremden ölmüş.” diyerek üzüntüsünü dile getiriyor.

Allah, bu millete ve devlete hizmet eden bütün kahramanlarımızdan milyonlarca kez razı olsun.