Tanburi Cemil Bey’e yeni bakışlar

Tanburi Cemil Bey’e yeni bakışlar

Türk müziğinin üstadları arasında sayılan Tanburi Cemil Bey adına 2016 yılında bir sempozyum düzenlendi. Sunulan bildiriler Küre Yayınları etiketiyle “Tanburi Cemil Bey-Sempozyum Bildirileri” adıyla kitaplaştı. Hasan Baran Fırat ve Zeynep Yıldız Abbasoğlu’nun yayına hazırladığı çalışma, üstad üzerine bazı sorulara cevaplar ararken müzikal tarihimize de aydınlatıyor.

Selçuk Küpçük

Tanburi Cemil Bey idaresinde musıki heyeti Bebek’teki Hekimbaşı Behçet Efendi’nin yalısında haftada iki gece çok seçkin konuklara yönelik icra sunarlarken sıra dışı bir olay yaşanır. Sultan Abdulhamid’in kuyumcubaşısı Jak Harunaçi’nin Fransız eşinin de bulunduğu ortamda konuklar üstattan evvela klasik kemençe ile bir taksim ve ardından tanbur ile Tahirbuselik Peşrev’ini icra etmesini dilerler. Üstat mükemmel taksim icrasının arasına yeri geldikçe garp nağmeleri ile vals yerleştirerek mevcut seçkin konuklarını adeta büyüler. İlk kez alaturka musıki ile muhatap olan ve evvela ilgi göstermeyen Fransız bayan zaman sonra, üstadın dinleyeni içine doğru çeken tılsımlı icrası neticesinde giderek büyülenir. Perdesizliği gerekçesi ile ses sınırları olmayan ve yerleşik, sınırlı ses aralıklarına alışkın bir Batılının o vakte kadar hiç karşılaşmadığı müzikal aralıklara kapı aralayan klasik kemençenin hüzünlü nağmeleri karşısında Harunaçi’nin Fransız eşi dayanamaz ve gözyaşlarını tutamayıp ağlamaya başlar. -İster icra ettiği enstrümanların taşıdığı hüznü yaşayan diyelim, ister zaten hüzünlü bir mizaca sahip kişiliği sayesinde içindeki hüznü parmaklarını değdirdiği enstrümanlara geçiren diyelim-, Tanburi Cemil Beyin taksimi bittiği zaman, ömründe ilk kez alaturka musıki dinleyen bu Batılı genç hanım yerinden fırlayıp üstadın ellerini öper.

DERİN HAYRETLER

Kendisi de Tanburi Cemil beyin öğrencileri arasında bulunan önemli müzik adamlarımızdan Refik Fersan Beyin Murat Bardakçı tarafından neşredilen hatıratında (s.104,105) rastladığım bu anekdotu okuyunca çok etkilendiğimi hatırlıyorum.

Üstadın, meşhur Odeon Plak firmasının Türkiye acentesi olan Blumenthal Kardeşler ile yaşadığı olay da beni çok sarsmıştır. Hüzünlü ruhunun en derin ve saklı duygularından koparak icra ile kaydettiği plakların zamanla en alelade yerlerde çalınmasından çok rahatsız olmaya başlayan Cemil Bey 1908 yılında, ekonomik açıdan çok da ihtiyacı olmasına karşın plak firması ile anlaşma imzaladığının ertesi günü gidip artık çalamayacağını, hesabına yatırılan miktarın geri çekilmesini ister. Blumenthal Kardeşler’in bu durum üzerine derin hayretler içerisinde kaldıklarını ancak, ziraat mühendisi Şevki Beyin üstada ısrar ederek O’nu yeniden çalmaya yönelttiğini anlatıyor Gökhan Akçura “Gramofon Çağı” kitabında (s.19).

Bu iki anekdotu özellikle anlattım. Çünkü iki olay üzerinden modernleşme tarihimize paralel gelişimler gösteren müziğimize dair önemli veriler elde etmek mümkün. Taksim sırasında doğaçlama vals nağmeleri yapan bir alaturka üstadı üzerinden Batı müziği ile yavaş yavaş saray dışında sivil hayatta da ilişki kurmaya başlayan müziğimizin içerisinde bulunduğu pratiği gözlemlediğimiz gibi, modernleşmenin bir imkanı olarak icraların kayıt altına alınması, sonrasında plaklar aracılığı ile çoğaltılarak geniş kitlelere ulaştırılması ve neticesinde “alelade yerlerde” dinlenmesinden dolayı geleneksel müzik camiamız üzerindeki etkisini de tahlil edebiliyoruz.

YENİLEŞME ÇABALARI

Geçtiğimiz 2016 yılı Tanburi Cemil Beyin vefatının 100. yılı idi. 2015’te kurulan Tanburi Cemil Bey Derneği, Şehir Üniversitesi’nin Modern Türkiye Çalışmaları Merkezi ve İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi kurumlarının ortak girişimi neticesinde 2016 yılında gerçekleştirilen “Tanburi Cemil Bey Sempozyumu”nda sunulan kıymetli bildiriler yukarıda bahsettiğimiz modernleşme tarihimizin müzikal yansımalarını da içine alan akademik makaleler ile Küre Yayınları tarafından literatürümüze kazandırıldı. Hasan Baran Fırat ve Zeynep Yıldız Abbasoğlu tarafından yayına hazırlanan bildiriler kitabında başta Cem Behar’ın makalesi olmak üzere, Cemil Beyin kendi müzikal tarihi, geleneksel icra ve yenileşme çabaları arasında tam da geçiş konumu sağlayan bir müzik adamı kimliğiyle sonraki kuşaklara devrettiği pratiği kavrayan yazılarla beraber üstat üzerine bu zamana kadar sorulmamış bazı soruların yine bu kitap vesile ile tartışmaya açıldığını görüyoruz. Özellikle Behar’ın (Tanburi Cemil Beye Nasıl Bakmalı) sorgulamalarını adeta çoğaltan diğer makaleler Cemil Beyin ilk kez efsanelerden uzak bu denli gerçekçi biçimde ele alındığını ortaya koyuyor sanki. Fikret Karakaya, Peyyamisefa Gülay, Yusuf İhsan Tökel, O. Güneş Ayas, halk müziği alanındaki ufuk açıcı albümleri ile tanıdığımız Okan Murat Öztürk, Cenk Gürey, Oya Levendoğlu Öner, Miltiadis Pappas, H.Alper, Tamer Kütükçü, Emine Bostancı, Deniz Seltuğ, Zeynep Ayşe Hatipoğlu, Ozan Baysal, Aslıhan Eruzun Özel, Orçun Güneser ve Yelda Özgen Öztürk’ün kıymetli sempozyum bildirilerinden oluşan kitap müzikal modernleşme tarihimize ışık tutuyor aynı zamanda. (Yeni Şafak)