TÜYAP KİTAP FUARINDA ESRARENGİZ CİNAYET!

TÜYAP KİTAP FUARINDA ESRARENGİZ CİNAYET!

Biliyor musunuz ben Tüyap’a gittim.

Bunda ne tüyaplık var diyebilirsiniz.

Ömrü kitaplarla geçen biri elbette kitap fuarlarını kaçırmayacaktır.

Üstelik eğitimcisin, şiir yazıyorsun, denemelerin var, üst üste birçok kitap yayınladın diye üzerime gelebilirsiniz.

Hooop! O kadar da değil. Kendi gerçekliğinizi bana dayatamazsınız.

Tüyap’ın son haftası Cumartesi günü imza günümüz vardı.

Kitap imzalamanın ne demek olduğunu iyi bilirim.

Yazarın yazdıklarını perçinlemesi demektir bu.

Birinci imza kitabın iki kapak arasını doldurmak suretiyle atılır, ikinci imza ise imzanın imzası gibidir ki kitabın kapaktan sonra gelen ilk iki sayfasından birine okuyucunun ismini tanık tutarak atılır.

Çok sayıda kitabı bir arada görmek sadece başımı döndürmekle kalmaz midemi de alt üst eder. Sanki hakikatin Kaf dağının ardında bir yerde saklandığını sanırsınız.

Bir fırın değil bin fırın ekmek yemek lazımmış gibi insanın evinin adresini bulmak için. Kimler yoktu ki fuarda? Bir tek ayı oynatıcıları görmedim.

En çok da bir hödükle karşılaştığımda verdiği cevap ilgimi çekmişti. Sen ne arıyorsun burada kardeşim? diye sordum hödüğe.

Ondan ‘İnsanlık kayboldu da onu arıyorum’ gibi feylosofça bir cevap bekliyordum ki gerçeği incecik belinden kavrayarak cevap verdi: ‘Ormanda yolumu kaybettim de buraya düştüm’

Öyle ya kitaplar da ormandaki ağaçların okuyup adam olmuş şekli değil midir?

Orman yangınları ağaçlarla başlar kitapların tutuşması gibi kültürel bir afetle devam eder.

Bir ara mescit aramaya alt katlara indiğimde tam mescit kapısı hizasına doğru uzun bir genç insan kalabalığı gördüm.

‘İşte dindar gençlik!’ diye tam nara atmaya hazırlanıyordum ki kuyruğun bir ucunda Cem Yılmaz’ı gördüm.

Ünlü komedyen kitaplarını imzalıyormuş.

Daha doğrusu güldürülerini, esprilerini, şöhretini imzalamaya gelmiş.

Hiçbir yazara nasip olmayan bir kalabalıktı bu.

Bir kez daha anladım ki bu ülkede din de kültür de yanıp sönen kalabalıkları peşinden sürüklüyormuş. Sahici, vefakâr, fedâkâr kalabalıklar popüler kültür insanlarının etrafında kümelenen, kuyrukta saatlerce halinden şikâyet etmeden bekleyenlermiş.

Eminim Zarifoğlu da, Necip Fazıl da, Mehmet Akif de kabrinden kalkıp imzaya gelse bu kalabalığın büyüklük ve hızına yetişemeyeceklerdir.

Toplum olarak bizim kitapla samimi bir ilişkimiz olmadığını bilmem söylemeye gerek var mı?

Olmadığı besbelli. Şayet kitapla bir şekilde ilişkimiz olsaydı her bir şeyi kitabını uydurmak için yamulttuklarımızla beraber yamulup durmazdık.

Popülerlik, heyecan ve sansasyon pazarlama tekniklerinin üç ayağı.

Ben bu yazının başlığını ‘Biliyor musunuz ben Tüyap’a gittim!’ diye koyacaktım, sonra kafamı toparladım ve vaz geçtim.

Sansasyonun nasıl okuyucunun kalp ve gönül kapısını tıkladığını cümle âlem görsün diye yazımın başlığını hiç alâkasız bir şekilde ‘Tüyap Kitap Fuarında Esrarengiz Cinayet’ koyacağım.

Haydi iyi okumalar.