Uzm. Psikolog Merve Otçeken ile Söyleşi: “Küçük Prens ve Biz”

Uzm. Psikolog Merve Otçeken ile Söyleşi: “Küçük Prens ve Biz”

“Kendi özümüze en uygun nasıl yaşarız?”

sorusunun cevabını arıyoruz hep birlikte…

 

Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir.”

 

Söyleşiyi Gerçekleştiren: Müge Aydın

Antoine de Saint Exupery’nin en çok bilinen eseri “Küçük Prens” yine elimizde.

Bu kitabın özelliği ise Uzman Psikolog Merve Otçeken’in hazırladığı “Okuma Rehberi” eki.

“Küçük Prens, bu kez bize neler söyleyecek?” diye merak ediyor, Uzman Psikolog Merve Otçeken ile buluşuyoruz. Küçük Prens ile bir yolculuğa çıkıyoruz hep birlikte. Öyle uzaktan bakıp çekinmeyin. Yerimiz var, lütfen buyurun siz de…

Antoine de Saint Exupery’in gönülleri fetheden “Küçük Prens” adlı kitabı üzerine bir “Okuma Rehberi” hazırladınız. Bu fikir nasıl doğdu?

Okuma rehberini yazmadan bir sene önce Işık Üniversitesi’nde bir konuşmaya davet edildim. “Küçük Prens” temalı bir psikoloji kongresi düzenleniyordu. İki, üç günlük atölye çalışmalarının da olduğu bir programdı. Bu çalışma için sunum yaparken, rehberin taslağı oluştu. Bu konuşma çok ilgi gördü. Konuşma sonrasında benimle sohbet edenler “Bu bakış açısıyla yaklaşmamıştık.” dediler. Çocuk kitabı gibi görünen eseri, yetişkinlere sunmuş olduk. Bu kongreden sonra “Konuyu nasıl derinleştirebilirim?” diye ele aldım. Bu süreçte, şu anda çalıştığım yayınevinden bir teklif geldi. “Seninle görüşmek istiyoruz. Bizim yazarımız olmanı istiyoruz.” diye. Buluştuk, konuştuk. Sohbetin ardından, Küçük Prens ile ilgili yaptığım çalışmalardan bahsedince konu ilgilerini çekti. Tevâfuk diyebileceğim, ortak bir alanda buluşmak ilgilerini çekti. Taslağı hazır olan bu rehber ile kitap yeniden dile geldi. Sunumdan yayımlanıncaya kadar yaşananlar, birbirinin tamamlayıcı unsurları oldu.

Küçük Prens, “Kalp” diyor. “İnsanlar aradıklarını bir gül ya da bir damla suda bulabilirler ancak gözler gerçeği görmez ki. Kalp ile aramak lazım.” diye yol gösteriyor. Küçük Prens, bize neler söylüyor?

Ah! Çok duygulanıyorum her okuyuşumda. Evet, kalp gözü ile bakabilmek gerek. Zihinden çıkıp kalbe yönelmek çok önemli benim için. Küçük Prens deyince, bana göre ana tema kalbi işaret etmesi. Bu hayatın içindeki her şey… Telaş, kaos, projeler ve roller arasında kalp gözümüzü nasıl açık tutabiliriz? Kalbimiz ile nasıl temas kurabiliriz? İşte, önemli olan nokta burada yatıyor. Zihin analiz yapıyor ancak karar alırken kalbe sormak, son kararı kalp ile almak gerek diye düşünüyorum. Evet, seçenekleri ve analizleri değerlendiren zihin ancak kalbin onayını almak gerek diye düşünüyorum.

Kitap bir yolculuk hikâyesini anlatıyor. Küçük Prens, bir yolculuğa çıkıyor. Hayat da bir yolculuk… Ne dersiniz bu yolculukta kendimizi tanımak istiyor muyuz?

Evet, hayat bir yolculuk… Yolculuk, yolcuya bağlı olarak gelişiyor. Yolcu nasılsa, yol da ona göre oluyor. İnsanların kendilerine varacakları yol, kolay bir yol mu? Biten bir yol mu? Değil… Yolculuk bitmiyor. Amaç da varmak değil zaten. Amaç, yolculuk anında deneyimlerle kendini zenginleştirebilmek, yaşadıklarını fark edebilmek… Küçük Prens de gezenler arasında gezerken karşılaştığı kahramanlarla kendi hayatına şöyle bir bakıyor. “Yetişkinler ne kadar sıkıcı. Ne kadar ciddiler!” diyor mesela. Oysa Küçük Prens’in küçük bir gezegeni ve ona göre sorumlulukları var. Renkli kalmayı başarabiliyor. Biz de yetişkinler olarak bunu yapabiliriz? İşte, tam da bunlara cevap vermek istedim.

Peki, biz yetişkinler olarak kendi rengimizi nasıl koruyabiliriz?

Özgür ruhlu bir yetişkinlerin yüzleri gülüyor. Daha yumuşak ve esnekler. Hayatın getirdiklerini taşıma kapasiteleri, buna göre kendilerini formüle etme becerileri daha hızlı. Hız derken telaştan bahsetmiyorum. Manevra yapma yetenekleri daha kıvrak. Kitapta geçen pilotun hikâyesine baktığımızda, “Eğer resimleri anlaşılsaydı, belki de bugün ressam olurdu.” diye geçer. Bu açıdan baktığımızda, anlaşılma çabasını bırakmak önemli… Kendi rengini görmek ve koruyabilmek önemli… Özgür ruhlu bireyin anlaşılmak gibi bir derdi olmaz, kendini anlayabilmek onun derdidir. Ben ne yapmak istiyorum? Ben nasıl biriyim? Kendimi nasıl tanıyabilirim? Hangi ürünleri sunarak hayata katkı sağlayabilirim? Bereketli topraklara tohumlarımı nasıl serebilirim? Buna bakar… Mesleği muhasebeci değilse, sürekli sayılarla oynamaz. Özgür ruhlu muhasebeci de olabilir ama rakamlar ile daha az meşgul olur. Hayatının bütününe rakamlar hükmetmez. Daha yaratıcı temalarla kendini ortaya koyar. Hayatı kendi rengiyle yaşar.

“Kendimizi tanıyor muyuz?” diyerek konuşmaya başladık. Buna bağlı olarak çevremizle ilişkilerimizde Küçük Prens bize nasıl yol gösteriyor?

Çevremizdeki insanlar yolculuk esnasında bize eşlik ediyor. Buluştuğumuz, sohbet ettiğimiz, mola zamanı gibi bir araya geldiğimiz dostlar. Kimi zaman aynı hedefe doğru birlikte yürüyoruz… Yine de bu yolculukta yalnızız. Yalnız doğduk, yalnız ölüyoruz… İkisinin arasında buluştuğumuz, birlikte ürettiğimiz, ortak bahçe inşâ ettiğimiz dostlar var.

Küçük Prens deyince “Sevgi” dile geliyor. Günlük hayata baktığımızda koşuşturmanın içinde sanki sevgi unutuluyor, göz ardı ediliyor. “Sevmek ve sevilmek” bu kadar zor mu?

Bunu hangi kimliğimle yanıtlamamı istersiniz? Terapist olan mı? Anne olan mı? Eş olan mı? Kadın olan mı? Hepsine göre cevap değişiyor.

Hepsinden bir cümle duymak isteriz aslında…

Terapist tarafım, “sevmenin ve sevilmenin” çok da kolay olmadığını görüyor. Merve tarafım, “Çok kolay!” diyor. Aradaki fark ise kalp gözüyle bakabilmek… Yaşamda değer verdiğin, emek verdiğin önceliğinin ne olduğuna göre itiş-kakış değişiyor. Elinden geldiğince işbirliği, yakınlık, destek, emek vermek, güven oluşturmaksa kolay. Önceliğin elde edeceğin sonuçlar ve sana getirecekleri ise daha zor. Sevgi birlik bilinci ile oluşur. Birlik bilinci, çıkar ve çatışma ile ilgilenmez. “Birlikte daha fazla neler yapabiliriz? Nasıl ortak bir zemin oluşturabiliriz? Bu zeminde neler oluşturabiliriz?” diye bakar. Oysa günümüzde daha fazla rekabet, daha fazla hırs, daha fazla sonuç odaklılık hâkim… Kendi içimizde başlayarak, küçük gruplar halinde bu birlik bilincini yayabileceğimizi inanıyorum. Umudum yüksek. Umudumu taze tutan ise yine sevgi… Kendi içimizde seviyi artırarak yaymalıyız diye düşünüyorum. Sevilmek ile meşgul olmayıp “Kim beni seviyor? Kim beni takdir ediyor?” demeyi bir kenara bırakıp sevme bilincine yatırım yapmaktan bahsediyorum.

Geniş bir kesime hitap ediyorsunuz. Bir dönem çocuk terapisi üzerine çalıştınız. Yetişkinler ile grup atölye çalışmaları yaptınız. Şimdilerde, danışanlarınız ile yola devam ediyorsunuz. Sizce en çok nerede takılıyoruz?

En sık gördüğüm konu, örtük bir şekilde ölüm korkusu. Ölmekten korkan bir topluluğuz. Ölüm korkusu sebebiyle tedbir almaya başlıyoruz. Tedbir alırken sevmeyi atlıyoruz. Üstüne bir de yeterince sevilmemiş büyüyoruz anne ve babalarımız tarafından. O eksiklikler yerine bağımlılıkları koyuyoruz. Sevgi kırıntıları ile doymaya çalışmak, sevilmek için verme eğiliminde olmak ya da aşırı çalışmak gibi aşırıya kaçmaya başlıyoruz. Bu aşırılıklar geliyor ve bütün benliğimizi kaplıyor. Yalnızlık korkusu, beğenilme endişesi sebepli maskeler takmak zorunda kalıyoruz. Bu maskelerde bizi yorgun, bitkin, verimsiz bir hale getiriyor. Oysaki maskesiz, sevilme endişesini bırakmış bir insan daha yaratıcı, daha verimli olabilir. Bu duyguların çoğu çocukluk temelinde atılıyor. Bu sebeple çocuklarla çalışmayı çok önemsiyorum. Anne ve babanın bilmeyerek yaptıklarını yerinde şifalandırma imkânı buluyorum.

Farkında olmanın, gözlem yapmanın önemi açığa çıkıyor.

Basit bir gözlem ile her şey açığa çıkıyor. Bir yetişkinin şifalandırılması, birçok teknik yöntem uygulasak da çocuk terapisine göre daha fazla zaman alan bir süreç. Çocukların yumuşak yapısını onarmak ya da sağlam bir yapı inşâ etmelerini sağlamak daha önemli diye düşünüyorum. Yaşam boyu gelişime inanıyorum. Çocukluk döneminden ölene kadar geçirdiğimiz her dakikayı, “Kendi özümüze en uygun nasıl yaşarız?” sorusunun cevabını arıyoruz birlikte.

Yeni anne oldunuz. Hayırlı olsun demek isteriz.

Evet, çok teşekkür ederim.

Okuduklarınızı hal etme zamanı geldi sanırım. Anne olmak neler kattı hayatınıza?

Zor soru! Anne olmak, hayatta en değer verdiğim şeyleri yeniden, yepyeni bir canlı ile bakma fırsatı sundu bana. Kendi değer yargılarımı yeniden ele almaya başladım. Dosyalarımı tekrar temize çekiyorum. İçinde ne varmış? Gerçekten yeterli ve anlamlı mı? diye irdeliyorum. Öncelik sıralamam değişti. Öyle ki, bir canlı geçiyor ve her şeyin önüne geçiyor. Uykunuzun, beslenmenizin… Kendinize dair yaptığınız her şeyin önüne geçiyor. Tabi ki bu bir seçim. Benim inandığım düzlemde çocuğun ilk beş yılında onun yanında olmak gerek diye düşünüyorum. Bu imkâna sahip olmak, bu düşüncemi destekliyor. Çocuğumla vakit geçirebileceğim bir çalışma programı ile anne olmaya niyet ettim. Hiçbir şeyden geri kaldığımı hissetmeden, telaş etmeden, yapamadıklarıma odaklanmadan elimde olanlarla yetinerek anne olmam hayatımı kolaylaştırdı. Evet, çok zevkli ancak bir o kadar da yorucuydu. Fiziksel bedeni, zihinsel bedeni, duygusal bedeni kapsayan renkli bir süreç.

Hayatın bir mucizesi…

Evet, bu bedenin mucizesine tanıklık ediyoruz. Yeni bir canlının hayat yolculuğu için siz aracı oluyorsunuz. Kendime olan inancımı ve gücümü artıran bir süreç oldu benim için. Bebek ile birlikte yepyeni bir Merve doğdu diyebilirim.

Ekoller bir yana, kızınızı nasıl yetiştirmek istersiniz?

O nasıl biriyse öyle yetiştirmek isterim. Gözlemliyorum, birçok anneden daha farklı bir bakış açım olabilir. Onu sahip olduğu kişiliğe sadık bir şekilde yetiştirmeye niyet ediyorum.

“Öz”üne sadık…

Yetişkinlere sunduğum mesajları, tasarlama ve uygulama imkânı sunuyor bana. “Öz”üne sadık bireyin nasıl yetiştiğini ya da nasıl yetişebildiğini görme fırsatım olacak inşallah.

Sosyal medyada, kızınıza ithafen “Aforizmalar” diyebileceğimiz paylaşımlarda bulunuyorsunuz. Nasıl dönüşler alıyorsunuz?

Geniş bir gruptan dönüşler alıyorum. Yeni anne olanlardan, hali hazırda anne olanlardan, çocuğu olmayıp kendi içindeki çocukla bağ kuranlardan çeşitli mesajlar geliyor. “Bunları bir kenara kaydediyorum…” diyenler var, bu notları kitap haline getirmemi isteyenler var. Yayınevi ile bu konuda görüşmelerimiz devam ediyor. İnşallah bir projeye dönüştürme niyetimiz var. Hoş çizimlerle bir araya getirip önce bana hatırlatıcı olmasına niyet ediyorum. Burada bir iddiam yok, kızıma hayata dair vermek istediğim ana mesajları içeren notlar diyebiliriz. “Hatırlatma” diyorum çünkü ondan daha iyi bilmiyorum.

Yaşadıkça birlikte öğreniyoruz.

İşte bu noktada, öğrendiklerimi önce kendim için not alıp sevdiklerimle paylaşma isteğindeyim. Annelik günlüğü diyebiliriz. Hatırladığım ya da hatırlatmaya değer bulduğum yerlerin altını çiziyorum.

Küçük Prens diyerek yola çıktık. Sevgi dedik, hayatın mucizelerine değindik. Bu bağlamda geleceğe yönelik, umuda yönelik neler söylemek istersiniz?

Şu an, geleceği oluşturuyoruz. Şu anda yaptıklarımız kendiliğinden geleceği oluşturuyor. Mühim olan geçmiş ile halleşmiş olup anı en içimize sinen şekilde yaşamak. Gelecek, kendiliğinden bize en uygun haliyle yaşanıyor olacak. “Önünden çekilsek yeter.” diyorum biraz mizah katarak. Benim yaşam benzinim umut ve ilham. Bu ikisi çok kıymetli benim için. Her manzarada umuda dair bir şey vardır. Yıkıldı mı bir şey? İşler istediğim gibi gitmiyor mu? “Nereden devam edebilirim?” diye soruyorum. Hayat, gelişim ve devamlılık üzerine kurulu. “Bundan sonra ne yaparım?” deyip umuda sarılmayı kendi adıma anlamlı buluyorum.

Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.