Vatan Toprağı

Vatan Toprağı

Vatanı ve milleti için yaptığı hizmetleri asla yeterli görmeyen bir ruh yüceliğine sahip olan Atatürk, hayatı boyunca yurdunu, dünyanın en gelişmiş ve en çağdaş memleketleri düzeyine çıkarmak için mücadele etmişti.

”Bu vatan çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya layıktır.” sözleriyle vatana olan sevgisini açıkça ortaya koymuştu.

Kral Edward İstanbul’a geldiği zaman, yatından bir motora binerek Dolmabahçe Sarayı’na yanaştı. Atatürk de rıhtımda onu bekliyordu. Deniz dalgalı idi ve Kral’ın bindiği motor inip çıkıyordu. Kral rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk de Kral’ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Bunu gören Kral bir mendille elini silmek istediği bir anda Atatürk:

“Vatanımın toprağı temizdir, o, elinizi kirletmez!” diyerek, Kral’ı elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi.

Halk ozanlarımızda, millî birlik düşüncesi ile vatan sevgisi iç içedir. Örneğin Âşık Veysel’de “vatan” temi ile “yurt” düşüncesi aynı anlamda kullanılmıştır. Bu yüzden, “Veysel’de Vatan Sevgisi” konusunu işlerken aynı zamanda onun yurt sevgisini ele almış oluruz.

O, her Türk gibi vatanını sevmiş, yükselmesini arzulamıştır. Bir ülkenin esenliği ve kalkınmasında gerekli olan faktörlerden birlik, yurt sevgisi, çalışmak, milli kültüre bağlılık gibi değerleri yüceltmiştir.

Ona göre, vatan milyonlarca şehidimizin kanları, milyonlarca gazimizin can siperâne çabalarıyla kurtulmuş, bağımsızlığına kavuşmuştur. Şehitlerimiz gazilerimiz vatan sevgisinin bedelini ödemişlerdir.

Atatürk: “Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini, kendi saadetini memleketin, milletin saadet ve selameti için feda edebilen vatan evlatları çoktur,” diyor. Bir başka konuşmasında:

Baylar, artık vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, ilim ve marifet, yüksek medeniyet, hür fikir ve hür düşünce istiyor. Şeref, namus, istiklâl, hakikî varlık, vatanın bu taleplerini tamamen ve hızla yerine getirmek için esaslı ve ciddî bir surette çalışmayı emreder,” demektedir.

Okuma yazması olmayan ve gözleri görmeyen Âşık Veysel, yüce Atatürk’ün mesajını, görenlerden ve okuyanlardan daha iyi almış.  Ona göre, vatan sevgisini göstermek sırası bizlerdedir. Ne yapmamız gerekir? İşte onu şiirlerinde anlatıyor:

 

“Vatan sevgisini içten duyanlar

Sıdk ile çalışır benimseyerek

Milletine ulusuna uyanlar

Demez neme lâzım neyime gerek

 

Olmak istiyorsan dünyada mesut

Hakk’a halka yarayacak bir iş tut

Çalıştır oğlunu kızını okut

İnsan olmak için okumak gerek

 

Vatan bizim, ülke bizim, el bizim

Emin ol ki her çalışan kol bizim

Ay yıldızlı bayrak bizim mal bizim

Söyle Veysel övünerek överek”

 

En batıdan en doğuya doğru Türk yurtlarında söylenen türkülere bir kulak verelim. Hemen hepsinde vatan için can verilebileceği ve vatandan ve yurttan ayrı kalmanın acısı anlatılmaktadır.

Selanik Drama Kavala yöresinden derlenen bir türkümüz askere giden bir ana kuzusunun duygularını dile getiriyor:

“Sabahtan kalktım çantama baktım

Ağlaya sızlaya boynuma astım

Anne ben bu canı vatana sattım

Dinimin uğruna giden yavrular…”

İzmirli Osman’da türküsünde şöyle söylemiş:

“Kapının önünde bir binek taşı

Çekin kıratı binsin binbaşı

Selâma durmuş nefer onbaşı

Vatanın uğruna giden Osman’ım”

 

Sivas Kangal yöresinde Muhlis Akarsu’dan derlenen türkünün kahramanı, yurtsuz kalışına ah ediyor:

 

“Şu dağların ne karanlık ardı var

Lale sümbül boynun bükmüş derdi var

Elalemin vatanı var yurdu var

Benim yurtsuz kalışıma ne deyim…”

Bir Azeri türkü,  çok anlamlı… Sizler birçok nedenle hayatınızı verebilirsiniz ama en güzel neden vatan için olandır, demek istiyor:

“Azizim keten yahşi

Geymeye keten yahşi

Gezmeye garip ölke

Ölmeye vatan yahşi…”

 

Orhan Şaik Gökyay’ın şiirini her okuyuşta heyecanlanıyorum:

 

Bu vatan, toprağın kara bağrında

Sıradağlar gibi duranlarındır;

Bir tarih boyunca, onun uğrunda

Kendini tarihe verenlerindir…

 

Tutuşup: kül olan ocaklarından,

Şahlanıp: köpüren ırmaklarından,

Hudutlarda gaza bayraklarından,

Alnına ışıklar vuranlarındır…

 

Ardına bakmadan yollara düşen,

Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,

Huduttan hududa yol bulup koşan,

Cepheden cepheyi soranlarındır…

 

İleri atılıp sellercesine,

Göğsünden vurulup tam ercesine,

Bir gül bahçesine girercesine,

Şu kara toprağa girenlerindir…

 

Tarihin dilinden düşmez bu destan:

Nehirler gazidir, dağlar kahraman,

Her taşı bir yakut olan bu vatan,

Can verme sırrına erenlerindir…

 

Gökyay’ım ne yazsan ziyade değil,

Bu sevgi bir kuru ifade değil,

Sencileyin hasmı rüyada değil,

Topun namlısında görenlerindir…

 

Yeryüzünde vatanı için bu kadar çok canını vermiş başka bir millet gösterilemez. Vatanımızın her karış toprağında şehit kanından iz bulunuyor. Yaylalarımızda baharda fışkıran otlar, bu vatan için savaşmış, can vermiş analarımızın, nazlı gelinlerimizin saçları, perçemleridir. Karlı dağlarımızın dorukları yaşlı dedelerimizin yüzüdür, sakallarıdır.

Onun için ozan “ot değil onlar dedenin saçları” diyor.  Denizlere uzanan dağlarımız yiğitlerimizin çelikten kolları gibidir.  Bizde vatanımızı milletimizden, milletimizi vatanımızdan ayırt etmek mümkün değil.

Vatan sevgisi öyle bir sevgi ki tanıma sığmaz. Türk insanının gönlünde, doğasında vardır. Vatanını sevmeyen kendini yani insanlığını inkâr etmiş sayılır.  Atalarımız, vatana yapılan her kötülüğü kendine yapılan kabul etti. Vatan sevgisinde millet olmanın güzelliğini, huzurunu buldu.

Türk milletinin fertlerini bir birine bağlayan en kuvvetli bağ, yurt birliği olsa gerek. Varlığımız, maddi ve manevi zenginliğimiz, bizi besleyen, bizi barındıran yurdumuz.  Atalarımız tarih boyunca bu toprakları korumak için canlarını vermişler.  Örneğin Çanakkale’de tarihin kaydettiği en büyük kahramanlığı göstermişler.