Yorgun Metin Denemesi

Yorgun Metin Denemesi

Yorgun metinlerin dinç yazarlarına ne kadar üzülsek yeridir. Edebiyatın hangi türü olursa olsun ‘yorgun metinler’ bir hakikat. Nice kalem ehlini, erbabını yazıya küstüren, tövbe ettiren bu metinleri okuyunca aklıma ‘Zorumuş meğer’ Türküsü gelir. Siz kimden dinlersiniz bilmem ama Gülşen Kutlu ilk tercihimdir. İsmail Altunsaray’da hora geçer Kutlu’nun yokluğunda. Nasıl diyor türküde;

Derde düştüm dermanını aradım

Derdimin dermanı yar imiş meğer

Yâri arar iken yardan ıradım

Yardan ayrı kalmak ya dost ya dost

Zor imiş meğer zor imiş meğer

Yazıda da zor olan, aranıp bulunamayan bam teli olur bazen. Hoca Nasreddin’in tuttuğu yeri bulmak her babayiğide kısmet olmaz. Her arayan bulamaz. Her bulan da yerine denk getiremez. Hâsılı karınca kararınca kâğıda dökmek zordur aklındakini, gönlündekini. Sadece birikim yetmeyeceği gibi, zihin konforu, uygun şartlar, meskûn mahal de yeterli olmaz. Yazacak kaleme dert gerekir. Dert dediysek dermansız dert değil elbet. Tasası tutmuş olan dert, çilesi çekilmekte olan dert, yarası kalmış dert. Sağlıklı yazabilmek dert sahibi olmayı zorunlu kılar. Dertsiz adamın yazdığı yavan olur, tatsız olur, tuzsuz olur. Tokun önüne koysan burunlar, aç ölmeyecek kadar yer. Neticesinde kıymeti olmaz.

Nice tezyinatı yerli yerince görkemli hikâyeler, nice şah beyitler, nice cilt cilt romanlar, denenmemiş denemeler ziyan olup gitmiştir bu âlemde. Sebep? ‘Yorgun metin’ sendromu! Her metin, her şiir için faturayı yazara kesmek de insaflı olmayabilir. Bazen metinler de yorgun doğabilir. Nasıl mı? Şöyle ki; kurgunun kelimelere dar geldiği, öznelerin ana fikre isyan ettiği, düşük cümlelerin düşkün ilan edildiği, ünlü uyumunun yazarın ününü gölgelediği metinler yorgun doğmuş demektir. Doğanın doğal seleksiyon kabul ettiğini yazar bir yerde kürtaja tabi tutarak gerçekleştirmeye çalışmalıdır. İnsaf, merhamet maraz sayılır bu konuda. Kişi kendi metnini yeri geldiğinde doğarken boğabilmeli, evlat gibi, kardeş gibi ayrımı yapmadan, verdiği emeğe acımadan yakabilmelidir. Her ana rahmine düşen doğar mı? Her doğan yaşar mı? Her yaşayan sağ salim ömür sürer mi? Sürmez elbet. Bin bir türlü hali olan hayat gibi, yazının da çeşitli işler gelir başına. Ya tevekkülle sürersin er meydanına, ya yokluğuna tahammül ederim der sıkarsın boğazını. Zulümse zulüm! Zalimlikse zalimlik! Kendi yazdığına karşı gaddar olmazsa yazar, yorulur tükenir metni azar azar. Pişmanlığı dayanılır gibi değildir belki. Belki yapılacak iş değildir. Mutlaka yaşam hakkı savunucuları çıkacaktır. Görüşlere saygımız sonsuz. Ama kendi ürettiğinin üzerinde ‘inisiyatif’ kullanabilmek üretenin en doğal hakkıdır kanaatimizce. Zira herkes yaptığından da yazdığından da, yapmadığından da yazmadığından da mesuldür. Mesuliyeti alan ipi çeker. Derdi çekeceği gibi.  Doğru bildiğimiz budur. Bundan ötesi yazarın sırrı olsa gerektir. Sır demişken türkünün devamı yaraları deşer, gönülleri kanatır.

Türab olup yâre varayım dedim

Ayağına yüzüm süreyim dedim

O yârin sırrına ereyim dedim

Arifler keşfeder ya dost ya dost

Sır imiş meğer sır imiş meğer