Yusuf Ziya Ortaç

Yusuf Ziya Ortaç

Ağustos zaferler ayı. Zaferlerimizle ilgili programlar hazırladığımda bir şiiri alırdım:

“Gece bastı… Ova sanki bir kara zindan,

Titriyordu yer, gök adımların hızından!

Serdar bakıp at üstünde, dedi: ileri!..

Bir ağızdan uğuldadı cenk türküleri..

Yamaçlardan coşkun bir sel gibi boşandık,

Bu illere eskiden de yine biz şandık!

Geçtik Tuna kıyısından üç yüz akıncı,

Süngülerde yanıyordu ordunun hıncı!

Uçlarından kan damlayan kılıçlar kınsız,

Tanrı böyle emretmiş: Türk durmaz akınsız!.

Bilen bilir ama hatırlamayanlar için açıklayayım:  Yukarıya aldığım “Akından Akına” şiiri, Yusuf Ziya Ortaç’ındı. Bu yazımda Yusuf Ziya Ortaç’tan söz edeceğim. Niçin? Geçtiğimiz aylar içinde Yusuf Ziya’nın 40.  vefat yıl dönümüydü. Anıldı mı bilemiyorum.

Yusuf Ziya Ortaç, 1895’te İstanbul, Beylerbeyi’nde doğdu.  Babası, Konya’nın ileri gelenlerinden Hoca Hasan Efendi’nin oğlu mühendis Süleyman Sami Bey, Annesi, İzmir eşrafından İzzet Bey’in kızı Huriye Hanımdı.

Şiire Vefa lisesinde öğrenciyken başladı. Aruz vezniyle yazıyordu. 1914’de Kehkeşan dergisinde yayımlandı. Dr. Abdullah Cevdet Bey’le tanışınca, İçtihat dergisine şiirler göndermeye başladı. Bu şiirlerle şair olarak tanınmaya başladı.

Ailesi Bebek semtine taşınınca, Rıza Tevfik’le komşu oldu. Onun aracılığı ile Ziya Gökalp’le tanıştı. Yusuf Ziya, Ziya Gökalp’in tavsiyesiyle hece vezni ile şiir yazmaya başladı. Hece vezni ile yazdığı ilk şiir olan “Gecenin Hamamı”, Türk Yurdu dergisinde yayımlanmıştı.

Liseden 1915’de mezun oldu. Darülfünun-ı Osmani’nin açtığı yeterlilik sınavını kazanarak edebiyat öğretmeni oldu. Çeşitli okullarda dersler verdi. Bir yandan da edebi faaliyetlerini sürdürdü.

1916’da “Akından Akına” adlı manzume kitabını yayımladı. Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın talebi üzerine yazılıp bastırılan bu kitap, ordu için yazdığı yirmi iki şiiri içermekteydi.

1918’de, Sedat Simavi’nin çıkardığı Diken dergisinde “Çimdik” takma adı ile mizahi yazılar yazdı.  12 Aralık 1918 tarihinde hiciv ve mizah alanına, “Şair” isimli bir şiir dergisi çıkardı. Şair mecmuasının yayın hayatı 20 Mart 1919 tarihinde parasızlık sebebi ile sona ermişti.

1919’da mizahi manzumeler içeren Şen Kitap; kahramanlık, vatan sevgisi üzerine sekiz şiir içeren Şairin Duası ile Âşıklar Yolu adlı şiir kitaplarını, 1920’de Cenk Ufukları adlı şiir kitabını yayımladı.

Şiirin yanı sıra tiyatro eserleri de verdi. Binnaz adlı üç perdeli trajedi 7 Nisan 1917’de Darülbedayi sahnelerinde oynandı. Bu eser Türk tiyatro tarihinde heceyle yazılmış başarılı ilk manzum piyes olarak kabul edilir. Bu oyunu bir yıl sonra, tek perdelik bir manzum komedi olan Nâme, üç perdelik manzum piyes olan Kördüğüm izledi.

7 Aralık 1922’de itibaren Orhan Seyfi Orhon’la birlikte Akbaba mizah dergisini çıkarmaya başladı. Adı Akbaba dergisi ile özdeşleşti.  Akbaba’nın hem patronu, hem şairi, hem başyazarı, hem yazı müdürü hem de en önemli espri kaynağıydı.

Dergide Çimdik ve İzci takma adlarıyla mizahi yazılar ve şiirler yayımladı. Akbaba 1928 yılında Latin harflerine geçilmesinden sonra tirajının düşmesi üzerine ve 1930’lu, 1940’lı yıllarda siyasi çalkantılar nedeniyle yayımına ara vermek zorunda kaldı.  Ortaç, ölümüne kadar dergiyi çıkarmaya devam etti.

1928 yılının Nisan ayında Yedi Meş’ale adlı bir kitap çıkararak sanat hayatına giren gençleri bir arada tutmak ve yüreklendirmek üzere Meş’ale adlı sanat ve edebiyat dergisini çıkardı. Dergi, 1 Temmuz- 15 Ekim 1928 arasında yayımlandı. Dergi, yeni harflerin kabulünden sonra kapandı ve topluluk dağıldı.

Akbaba’yı çıkarmaya devam ederken Orhon Seyfi ile birlikte daha kısa ömürlü başka dergiler de çıkardı. İki bacanak, 1935-1937 arasında Ayda Bir, 20 Mart 1935’te Siyaset ve İktisat dergisi olan Heray’ı, 1941-1948 arasında Türkçü fikir ve sanat dergisi Çınaraltı’yı çıkarmıştı.

Yusuf Ziya Ortaç, 1936 yılından itibaren bir süre İstanbul Sular İdaresi İdare Meclisi üyeliği yaptı.  1938’de Bir Selvi Gölgesi, 1946’da Kuş Cıvıltıları adlı kitaplarını yayımladı. Zaman zaman öykü ve roman türünde eserler de ortaya koydu. “Kürkçü Dükkânı” (1931), “Şeker Osman” (1932), “Göç” (1943) ve “Üç Katlı Ev” (1953) gibi beğenilen eserler yayımladı. 1944- 1945’te bir Fransız lisesinde edebiyat öğretmenliği yaptı.

Ortaç, 1946-1954 arasında VIII. ve IX. Dönem Ordu milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulundu. Milletvekilliğinin sona ermesinden sonra yeniden Akbaba’nın başına döndü.

1950 sonrasında, şiirden ziyade, ağırlıklı olarak, mizah, gezi, anı ve biyografi türlerinde yazdı. 1962’de Bir Rüzgâr Esti adlı şiir kitabını yayımladı. 11 Mart 1967’de İstanbul’da hayatını yitirdi. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Bir daha o fırsat geçer mi ele?

Dün gördüm, bugün de göresim geldi!

Gülüşü o kadar hoştu ki hele,

Lebinden koncalar düresim geldi!

 

Hem küçük, hem güzel, hem de utangaçtı,

Gözleri gözümden daima kaçtı,

Saçları ne güzel, ne ipek saçtı,

Öpüp okşayarak öresim geldi!

 

Yüzü benziyordu bahar ayına,

Kaşları can yakan aşkın yayına,

Hasretle kapanıp hâk-i pâyına,

Yüzümü, gözümü süresim geldi!

Beş romanı, beş antoloji ve inceleme kitabı, dört oyunu ve dokuz şiir kitabı vardı. Şiirlerinden bazıları bestelenmişti. Onların birini Afife Jale sorununu ile baş başa olan Selahattin Pınar kürdili hicazkâr makamında bestelemişti:

“Nereden sevdim o zâlim kadını / Bana zehr etti hayâtın tadını…”