ZÂHİRÎ FETİHDEN HAKİKÎ FETİHE GEÇİŞİN SIRRI VE GEYİKLİ BABA

ZÂHİRÎ FETİHDEN HAKİKÎ FETİHE GEÇİŞİN SIRRI VE GEYİKLİ BABA

Bâzı sloganlar var ki, arkasındaki düşünce yapısı, daha önce hiç akla gelmemiş yeniliklere kapı açıyor zannedilir. Oysa insanın yeryüzündeki romanı yazılmaya başlandığı ândan beri, Güneş ışığı altında telâffuz edilmemiş söz ve tefekkürden çıkmamış hüküm yoktur. Zamânımızın en çok gürültü çıkaran bahislerinden birisi, “çevre” başlığını taşıyor. Bu vâdîde o kadar çok şamata ediliyor ki, bizden önce yaşayanların çevreye karşı kör, sağır ve dilsiz tavrı gösterdiklerini sanırsınız.

Hayatta olmamızın ve içinde yaşadığımız çevre nîmetinin sebeb-i vücûdu, bizden evvelkiler, yâni ecdâdımızdır. Bu, kabûl edilmedikçe; târîhe, coğrafyaya, ahlâka ters düşülür.

Kaanûnî Sultan Süleyman, münbit bir araziden geçerken, bahçesine ağaç dikmekte olan pîr-i fâni sakallıyı görünce yanına yaklaşır ve:

“Beybaba, yaşın nihâyete yaklaşmış, bu ağacı niye dikiyorsun? Meyvesini yiyebileceğini mi umuyorsun?”

der. İhtiyâr, bahçesindeki diğer ağaçları göstererek:

“ Sultânım! Bakınız, bunları babam ve dedelerim dikmişler, ben meyvelerini yiyorum. Bu gördüğünüz ağacı dikiyorum ki, torunlarım da bunun meyvelerini yesinler.”

Bu güzel sözleri dinleyen Pâdişâh, ihtiyârı takdîrle, bir kese altın verir. Altınları alan yaşlı adam:

“Bakınız Pâdişâh’ım, ağacım meyvesini vermeye başladı bile.”

diye sevincini ifâde eder. Bu nükteli cevâbı pek beğenen Kaanûnî, ağaç diken ihtiyâra bir kese altın daha verir. Bu def’â yaşlı adam:

“Ağacım, meğer yediverenmiş.”  diye Pâdişâh’a duâcı olur.

Kaanûnî sultan Süleyman, duyduğu bu son cümle üzerine maiyetine:

“Aman buradan tez gidelim. Yoksa bu ihtiyâr bütün hazînemizi alacak.”  der ve yola koyulur.

1326 yılı Nîsân ayının altıncı günü Bursa’yı fetheden Orhan Gâzî, ordu kumandanlarıyla şehrin merkezinde buluştuğunda, kuşatmaya fiilen katılan Geyikli Baba’nın orada bulunmadığını görür ve içine bir kor düşer. Aradan geçen uzunca bir zaman, bu alperenin şehâdet şerbetini içtiğine hükmettirir. Tam da, bu kanaatin yüksek sesle ilânına hazırlık yapıldığı esnâda, ufukta bir karaltı görünür. Yaklaştıkça, bu gelenin Geyikli Baba olduğu anlaşılır. Sırtında, güçlükle taşıdığı kocaman bir çınar fidanı vardır. Kendisine sevinç gözyaşları içinde bakan Orhan Gâzî ile kumandanlara seslenen bu büyük velî:

“Şimdi zâhirî fetih zamânı geçmiştir. Hakikî fetih için herkes birer fidan dikmelidir. Ben kendiminkini getirdim. Haydi bakalım, iş başına!..” diyerek, çevrecilik târîhinin öncülerinden olduğunu cümle Âlem’e duyurur.

İçi boş birtakım lâflarla etrâflarına nizâmât vermeye çalışanlar, ne derece kabukta kaldıklarını bilmiyorlar. Seviye, târîhin her devrinde, ölçebilenlerin alnına nakşedilmiştir. Ölçemeyenler ise, dâima kuru gürültü ile idâre etmişlerdir.