Uludağ’ın bağrında saklanan diyar “Zeyniler”

Uludağ’ın bağrında saklanan diyar “Zeyniler”

Özden Gülen

 

Sabahın ilk ışıklarıyla hazırlanmaya başladım. Küçük sırt çantamı kontrol ediyorum. Fotoğraf makinası, not defteri, kalem, cüzdan, telefon, eldiven, otobüs kartı; evet, hepsi tamam. Kalın atkımı da unutmamalıyım. Güne bir dağ köyünde merhaba demek niyeti ile yola revan oluyorum. Namazgâh’ta arkadaşlar ile buluşup, Teferrüç mevkiinden dağ yoluna sapıyoruz. Buz tehlikesine karşı sabah yol durumunu bir daha kontrol ettik. Şükür ki temiz. Daha iki gün önce, şehre yağmur düşerken yol tipi sebebiyle kapanmış meğer. Yol kenarlarında  kar yığınları buzlaşmış öylece duruyor. Araç ağır ağır kıvrılarak uzanan yokuşu tırmanırken sisten örtüsüne bürünmüş şehir aşağılarda kalıyor. Karşımızda yer yer karla kaplı tepeler ve bu kış sabahında dahi bir yeşil denizi var ki, seyre doyum olmuyor.

Çok değil, sadece 3 kilometrelik bir yolculuğun ardından kendimizi tepelere yayılmış irili ufaklı evlerin arasında bir minik meydanda buluyoruz. Son dönemeçte  şoförümüz “burası seyir tepesi” diye uyarıyor ancak şehrin ayaklar altına serildiği muhteşem manzara sisler arasında kaybolduğundan seyretmeyi dönüşe bırakıyoruz. Aracı meydandaki iki katlı taş evin önüne park ediyoruz. Şehre bu on dakika kadar yakın, kalabalığa, telaşelere, keşmekeşe fersah fersah uzak köyün adı Zeyniler.

Kapısının üzerindeki tabelada “Zeyniler Konağı” yazan taş ev Yıldırım Belediyesi tarafından 2013 yılında yaptırılmış. Önceleri daha çok çay evi gibi kullanılan bu mekân yaklaşık 10 aydır Zeyniler Çalıkuşu Kadınlar Kooperatifi tarafından işletiliyor. Kooperatif Başkanı Mahinur Hanım ve arkadaşları bizleri güler yüzleri ile karşılıyorlar. Kapıdan girişte tam ortada gürül gürül yanan odun sobasının sıcaklığı, ev sahiplerinin gönül sıcaklığına karışıp dalga dalga yayılıyor. Dışarıdaki ayazı unutuveriyoruz. Burada sadece çay ve kahveyle değil muhabbet ile de rızıklanacağız anlaşılan.

Üst kata buyur ediliyoruz. Daha önceden geleceğimizi bildiklerinden köşede yerimiz hazır. Masada altında ocağı ile bakır çaydanlık ve demlik, bakır sürahide buz gibi dağ suyu… Ahşap pencerelerde perdeler, boydan boya üç duvara yaslanmış sedir, ahşap masalar, taş duvarlarda Zeyniler Köyü’nün 1920’lerdeki fotoğrafı, Reşat Nuri Güntekin’in kitap kapaklarının yer aldığı çerçeveler, raflarda kitaplar… Merdiveni çıkar çıkmaz solda Mahinur Hanım’ın elleriyle yaptığı köy camisi, çeşmesi ve Zeyniler Konağı maketleri… Geçip sedire oturuyoruz.

Evet, bulunduğumuz köy Zeyniler, hani şu Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanında Feride’nin öğretmenlik yaptığı dağ köyü. O sebepten kooperatifin adı da Çalıkuşu zaten.

Peki Feride kim? Sadece bir roman kahramanı mı, yoksa gerçekten yaşamış mı? Mahinur Hanım anlatıyor: “Reşat Nuri Güntekin Bursa Erkek Lisesi’nde edebiyat öğretmeniyken sık sık Zeyniler’e gelir, tepeden Bursa’yı seyreder ve yazarmış. O zamanlar köyde yaşayan küçük bir kız çocuğu ağaçların arasından ona bakar, bazen ayran ikram edermiş. Ardından da kaçar dalların arasında kaybolurmuş. Öyle ürkek, öyle hırçın, öyle sevimli… Yanakları al al koşturan Feride yazara ilham olmuş. Daldan dala sekip, bir görünüp bir kaybolan küçük kızı çalıkuşuna benzettiğinden hem romanına o ismi vermiş, hem de kahramanının adını Feride koymuş. Ayrıca Feride’nin serencamında Zeyniler’in üç beş evi, camisi ve kabristanı da yer almış.”

Bize enfes gözlemeler yapıp getiren Hamiyet Hanım meğer Feride’nin ikinci kuşaktan geliniymiş. Bu kez onun  ağzından  uzun uzun Feride Nine’nin hikâyesini dinliyor, pencereden görünen evini seyrediyoruz. Çalıkuşu’nun Zeyniler’de yaşadığı günler gözümüzde canlanıyor. Duvardaki eski Zeyniler tablosu tıpkı tahayyül ettiğimiz gibi.

Bir taraftan mis gibi anne mutfağı sıcaklığında ve lezzetinde önümüze serilen kahvaltımızı yapıp, bakır çaydanlıktan demli çayımızı yudumlarken bir taraftan sohbetimize devam ediyoruz. Peki köyde kaç hane var? Geçmişi ne zamana dayanıyor? Mahinur Hanım’ın anlattığına göre; 1855 senesinde aileleriyle birlikte Ahıska’dan göç eden 5 kardeş önce Çekirge tarafında ovada ikamet ettirilmiş. Yöre o dönemde bataklık ve sazlık olduğundan uyum sağlayamayınca  Emirsultan’daki Zeyniler Camii çevresine göçmüşler.  Daha sonra Zeyniyye Dergâhı dervişlerinin ibadet ve  tefekkür için çıktıkları bu yayla  Ahıskalı kardeşlere ikamet etmeleri için devredilmiş. Ancak kayalık olan arazi tarıma elverişli olmadığından köylüler en yakın yer olan Teleferik mahallesinde arazi alıp tarla işlerini burada yapmışlar. Patika yoldan yürüyerek ya da at sırtında ulaşılan köyde okul olmadığından çocuklar saatlerce yürüyerek şehre gider gelirlermiş. Bütün bu zorluklar yüzünden, zaman içinde köylülerin bir kısmı tarlalarının olduğu bölgeye yerleşmiş. Kışı Bursa’da Teleferik semtinde geçirip köyü yayla olarak kullanır olmuşlar. Günümüzde 93 hanenin olduğu köyde sadece 5 aile daimi ikamet ediyormuş. Yolu 8 sene önce yapılan köye elektrik ise 2013 yılında bağlanmış.

Muhteşem doğası, şehri kuşbakışı seyretmeye doyamayacağınız seyir terası, doğa yürüyüşü parkuru, bisiklet yolu, yamaç paraşütü alanı, doğayla iç içe, yamaçlarda inişli çıkışlı sokakları ile şimdilerde ziyaretçileri hızla artan bu güzelim köyde Çalıkuşu Kadınlar Kooperatifi’nin kuruluşu 2015 yılı Kasım ayına dayanıyor. Daha önce başka işletmecileri olan bu taş binayı 2017nin Nisan ayında devralarak hizmete açmışlar. Başkan Mahinur Makar, “ Yaptığımız herşeye kadının elini, annenin ruhunu katıyoruz” diyor. Gelen her misafiri şehrin keşmekeşinden uzak, huzurlu bir ortamda ağırlamak istediklerini ifade eden Mahinur Hanım’ın anlatacak o kadar çok anısı var ki. İlk günlerde aniden çıkagelen konuklarını evlerinden toplayıp getirdikleri kap kacak ve sobanın üzerinde kazanlarda kaynattıkları tarhana çorbası ile ağırlamışlar. 600 kadar öğrenci dağ sporları için kamp kurduğunda, 3 gün 3 gece nöbetleşe uyuyarak onlara gece gündüz sıcak çorba ve yemek yapmışlar. Dağda kaybolan bir dağcıyı arama çalışmalarında gelen kurtarma ekiplerine ve dağcıların ailelerine günlerce ev sahipliği yapmış, aşlarını ve gönüllerini paylaşmışlar. Buralara yolu düşen her kim olursa olsun bir ev ve aile sıcaklığında karşılamaya da hazırlar. Üst bahçedeki piknik masaları doğayla başbaşa piknik yapmak isteyenleri bekliyor. İster bir bardak çay, ya da ıhlamur için, bir fincan kahve ile dinlenin, ya da bir gözleme ile lezzet yolculuğuna çıkın, isterseniz köy çeşmesinin buz gibi dağ suyundan doldururken bir selam verin bu evin kapıları herkese her daim açık.

Çaylarımız bitiyor, soba üzerindeki çaydanlıkta demlenmiş ıhlamurlarımız geliyor. Sohbetimizin ise tükenesi yok.

Bir ara buz gibi havaya rağmen terasa çıkıp fotoğraf çekiyoruz. Aşağılarda Bursa sis perdesinin arasından bir görünüp bir kayboluyor. Yalçın kayalar, doruklardaki kar, yemyeşil çamlıklar, kestane ağaçları, yamaçlara serpiştirilmiş evler, caminin bir kalem gibi uzanan incecik eski ahşap minaresi ve Zeyniler kabristanı. Tertemiz hava ile insan her nefeste dinçleşiyor. “Baharda gelip tam da şu köşedeki masaya oturmalı, dünyayı sessize alıp âlemi seyre dalmalı” diye düşünüyorum.

Artık yavaş yavaş veda vakti geliyor ancak ayrılmak ne mümkün. Alt kata indiğimizde ortada gürül gürül yanan sobanın etrafına oturup Elif, Hatice ve Hamiyet Hanımlar ile  birlikte sohbete devam ediyoruz. Her biri evinde misafir ağırlıyormuş gibi gönüllerini açmış. Sobada çıtır çıtır yanan odunların alevi yüzümü yalıyor , burnumda hala çaydanlıkta kaynayan ıhlamurun mis kokusu. Dışarıda rüzgârın uğultusuna, yağmur tıpırtıları karışıyor. “Bir fincan kahve, kırk yıl hatır” diyerek bol köpüklü kahvelerimizi yudumlarken düşünüyorum. Ey memleketim, ey Anadolu’m ne güzelsin sen. Bir ucundan bir ucuna dolaşsa, dağında, yaylanda, ovanda konaklasa, ne aç kalır insan ne de açıkta. Öyle gönlü geniş, güzel insanlarımız var bizim.

Sisle geldiğimiz dağ köyünden yağmurla uğurlanıyoruz. Elimizdeki torbada dağdan toplanmış böğürtlen ve ahududulardan kaynatılmış reçeller, tazecik cevizler, buraların kovanından çam balı,  burnumuzda toprağın kokusu…